ANALİZ
Trump Batı’yı İkiye Böldü!
Küresel düzende Batı fikri ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta Trump ve diğer yağmacı popülistler; diğer tarafta ise hala liberal demokrasiye ve kurala dayalı düzene inananlar. Bu, bir dönemin sonu!
DÜNYA SAHNESİ küçük ülkeler için değişiyor. Büyük küresel güçler jeopolitiğin tektonik değişimlerini harekete geçirirken, diğer oyuncular aradaki çatlaklarda nasıl hayatta kalacaklarını bulmak için uğraşıyor.
Trump yönetimi iki ay içinde müttefiklerini gümrük vergileri ve ticaret savaşlarıyla tehdit etti, dış yardımları kesti ve Amerika'nın Sesi’ni susturdu. Başkan Trump Oval Ofis'te Ukrayna Cumhurbaşkanı'nı azarladı, askeri yardım ve istihbarat paylaşımını durdurdu. Dahası Amerika, Rusya, Kuzey Kore ve Belarus ile birlikte BM Genel Kurulu'nda Rusya'nın Ukrayna'daki güçlerini derhal geri çekmesini talep eden bir karara karşı çıktı. Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e güvenilir bir müzakere ortağı muamelesi yaptı.
Trump'ın dış politika doktrini en azından ana hatlarıyla netleşiyor. Trump'ın Amerika'sı, büyük nükleer güçlerin jeopolitik üzerinde “alabildiklerini aldıkları” bir dünyaya liderlik etmek istiyor. Etki alanlarını, topraklarının büyüklüğünü ve sınırlarının şeklini onlar seçiyor. Trump'ın yaklaşımı diğer büyük güçler için işlemsel ya da realist olarak görülebilir. Ancak on yıllardır Rusya ya da Çin sınırında varlıklarını sürdürebilmek için kaderlerini Amerika’ya bağlamış olan Doğu Avrupa, Güney Asya ve Doğu Asya'daki küçük demokrasilerin çoğu için, Trump doktrini bir ihanet doktrinidir; Trump dış politikası, bir ihanet dış politikasıdır.
Komünizmin çöküşünden bu yana, Baltık Devletleri, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan da dahil olmak üzere Doğu Avrupa'daki küçük ve orta ölçekli ülkelerin birçoğu liberal demokrasinin zorlu standartlarını karşılamak ve uyum sağlamak için uğraştılar. Bu ülkeler yeni anayasalar yazdı, değiştirdi, siyasi hayatı demokratikleştirdi, pazar ekonomileri kurdu ve ticaret anlaşmaları imzaladı. Hatta bazıları Amerikan askeri üslerinin ya da gizli CIA hapishanelerinin kurulmasını kabul etti. Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan 1999'da NATO'ya katıldı, diğerleri de daha sonra. Bu adaptasyon kusurlu ve düzensizdi: Macaristan'da Başbakan Viktor Orban'ın “liberal olmayan demokrasisi” ya da Polonya'nın milliyetçi-popülist Hukuk ve Adalet partisinin 2023'e kadar süren sekiz yıllık iktidarı bu düzensizliğin en açık örnekleriydi. Ancak genel gidişat her zaman net görünüyordu: Doğu Avrupa'nın küçük demokrasileri modernleşecek, demokratikleşecek ve dünyanın önde gelen demokratik süper gücüyle mümkün olan en güçlü bağları kurarak daha zengin ve güvenli hale geleceklerdi. Aradaki farklar da göz önünde bulundurularak, Asya'da Güney Kore ve Tayvan için de aynı şey söylenebilir.
Batı fikrine olan bu inanç, daha önceki ihanetlerin diplomatik olarak bir dereceye kadar unutulmasını gerektiriyordu. İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain, Nazi Almanyası'nın 1938'de Çekoslovakya'nın Sudetenland bölgesini ilhak etmesine, bu meselenin “uzak bir ülkede, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz insanlar arasındaki bir kavganın” parçası olduğunu söyleyerek karşılık verdi. O zamanlar Chamberlain için totaliter bir ülkenin demokratik bir ülkeden toprak almasını görmezden gelmek çok kolay görünüyordu. Bugün pek çok küçük ülke de 1945'te Yalta'da yapılan ve büyük güçlerin kendilerine sormadan kaderlerini tayin ettikleri toplantının (oradaki ihanetin) yaralarını taşıyor ve yeniden çizilen sınırlar aileleri parçalıyor.
Yalta, Doğu Avrupa'yı Demir Perde'nin ardındaki acımasız on yıllara mahkum etti. Ancak 1990'ların başında, Komünizmin çöküşünden sonra, yeni doğan demokrasiler, imajı yeni parlatılmış ve ışıldayan Batı ile ilişkinin kendilerine özgürlük, zenginlik ve istikrar getireceğine yeniden inanmayı seçtiler.
Şimdi bu Batı fikri ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta Trump ve diğer yağmacı popülistler yer alıyor. Diğer taraf ise hala liberal demokrasiye, kurala dayalı düzene, uluslararası anlaşmalara ve ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkına inananlardan oluşuyor.
Tam da bu ortamda, Amerika'nın yanında yer alan küçük ülkeler kendilerini jeopolitik bir tuzağın içinde buluyor. Özellikle Ukrayna için, Trump'ın sözleri ve eylemleri varoluşsal bir paniği tetikledi. Öbür yandan, Rusya'nın yakınlarındaki Avrupa ülkelerinin de yeni bir plana ihtiyacı var: Demokratik değerlerden oluşan yeni ittifaklar.
Gelinen noktada Avrupa Birliği bu planın temelini oluşturabilecek yegane merkez gibi duruyor. Polonya, Litvanya, Letonya, Romanya ve Estonya gibi hâlihazırda üye olan ülkeler için nasıl ilerleyecekleri sorusu daha basit. Avrupa Birliği, henüz üye olmayan ancak aday statüsünde olan ülkeler için de bir hedef. 90'larda olduğu gibi, entegrasyon, uyum ve değişim gerektirecek. Belki de en başta, askeri harcamalarda bir uyum ve değişim. Tam da blok kıtayı yeniden silahlandırmak için yüz milyarlarca dolar harcama planına başlarken.
Avrupa, Trump'ın ihanet dolu dış politikasına karşı verilebilecek cevabın sadece bir parçası. Elbette ki, Kanada ve Güney Kore gibi ülkeler AB'ye katılamazlar. Ancak yine de demokratik değerleri paylaşan ülkelerle güvenlik ittifakları geliştirebilirler. Kanada şimdiden AB'ye yaklaşıyor ve bloğun askeri genişlemesine katılmak için görüşmeler yapıyor.
Bu, bir dönemin sonu. Ancak güvenlik ve değerler temelli ittifaklar için yeni bir sayfa açılacaktır: Kulağa garip gelse de, belki de tarihte ilk kez iki Batı var!
Bu yazı, The New York Times’da 25 Mart 2025 tarihinde, “Trump Has Broken the West in Two” başlığıyla yayınlanmıştır. Çeviride editoryal düzenleme yapılmıştır.