×
ALMANYA

ANALİZ

Ulusal Güvenlik: Almanya İçin Ulusal Kimlik Dersleri

Almanya’nın tarihi eşsiz ve eşsiz olduğu kadar da acımasızdır. Almanya, yeni dünyada kaybolmak istemiyorsa, geçmişiyle daha iyi yüzleşmeli ve başkalarının acılarıyla empati kurmalıdır.
YAYIMLANAN BİR strateji belgesinin heyecan uyandırması çok sık rastlanan bir durum değildir. Alman hükümeti, ülkenin ilk ulusal güvenlik stratejisini sunduğunda belge büyük bir heyecan uyandırdı. Sonunda ise belgenin biraz hayal kırıklığı uyandırdığı görüldü. Bunun sebeplerinden biri, belgenin dış politikayla ilgili bütün acil meselelere odaklanmasına rağmen önemli bir noktayı gözden kaçırmasıydı: Ülkenin yönelimindeki bariz değişim. Savaş sonrası dönemde Almanya ilk defa dünyanın geri kalanına gereken ilgiyi gösteriyor.

Bu durum, Şansölye Olaf Scholz’un Almanya’yı alışılagelmiş Avrupa sınırlarının ötesine taşımasıyla başladı. Ancak bu dışa dönüş, bir politika değişikliğinden daha fazlası. Almanya’nın uzun yıllardır süren Nazi terörüne en çok maruz kalan milletlerle uzlaşmaya yönelik çabaları, ülkenin müttefikleriyle ilişkilerini sağlamlaştırdı ve Almanların kendileri hakkındaki düşüncelerini şekillendirdi. Fakat Ukrayna’daki savaşın öne çıkardığı yeni gerçeklik, ülkeyi konfor alanının dışına çıkmaya zorluyor. 

Almanya, sömürgecilik geçmişi ve diğer milletlerin bu geçmişe ilişkin farklı görüşleriyle yüzleşerek Batı ötesine açılırken, kendi benlik algısını ve ulusal kimliğini de yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyor. Sahip olduğu tarihi sorumluluk ve geçmişi ele alırken duyarlı bir anma kültürüne sahip olmakla övünen bir ülke için bu görev kolay değil. Üstelik bunun onlar için bir tür ders niteliği taşıdığı da ortaya çıkıyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Almanya’nın bazı kör noktalarını keskin bir şekilde açığa çıkardı. Almanya’nın eski Sovyet devletlerine tazminat çabalarının odağında neden Rusya’nın yer aldığı pek çok kişi tarafından soruldu. Ukrayna neden ihmal edilmişti? Uzlaşma dilinin bir kısmı Almanya’nın saldırgan Rus rejimiyle kurduğu ekonomik bağlar için uydurduğu ahlaki bir kılıf gibi görünmeye başladı. Savaş, ekonomik ve coğrafi hesapları da değişime uğrattı. Rus gazına erişimi olmayan ve köklü bir değişime uğramış bu küresel ortamda Almanya yeni ortaklar, müttefikler ve pazarlar aramaya başladı.

Yeni gidişatı görmek için Alman siyasetçilerin geçen yılki seyahat programlarına bakmanız yeterli. Savunma Bakanı Boris Pistorius, geçen ay iki haftasını Asya’da geçirdi. Bu gezi kapsamında Singapur, Endonezya ve Hindistan’a uğradı. Almanya dış politikada özellikle Hindistan’a odaklanıyor: Başbakan Narendra Modi, Scholz tarafından ağırlanan ilk dünya liderlerinden biriydi ve o zamandan beri sık sık buluşuyorlar. Scholz, Dışişleri Bakanı Annelena Baerbock ile birlikte Afrika’da da hatırı sayılır bir zaman geçirdi. Kıtaya geçen yıl mayıs ayında yaptığı geniş kapsamlı bir ziyaret sırasında (başka birçok şeyin yanında) Senegal’le yapılacak bir gaz anlaşması üzerine de görüşmüştü.

Alman vekiller genellikle sıcak karşılandı. Ancak yine de her şey güllük gülistanlık değil. Hindistan gibi ülkeler, savaş konusunda Almanya ile benzer görüşlere sahip değiller. Hatta Rusya’yı yabancılaştırmanın ekonomik bedelinden korktukları için Ukrayna’yı destekleyen Batı ittifakına katılma konusunda isteksizler. Tarihi adaletsizliklere gösterdikleri hassasiyet de gerekçelerinin bir kısmını oluşturuyor. Almanya’nın etkilemeyi umduğu ülkelerin pek çoğuna sömürgecilik sonrası küskünlük hâkim ve Almanya, tüm açılımlarına rağmen sömürgeci Batı’nın parçası olarak görülüyor.

Ancak Almanya kendini eski sömürgeci güçlerden saymıyor. İngiliz, Fransız, İspanyol ve Hollanda İmparatorlukları ile kıyaslandığında Almanya’nın sömürgecilik yarışına daha geç başladığı ve daha dar kapsamlı olduğu doğru. Ancak Alman İmparatorluğu genellikle Afrika’nın güneybatısı ve doğusu ile Pasifik’teki geniş toprakları işgal etmişti. Resmi olarak tanınan ilk soykırım onun sömürgelerinden birinde, Herero ve Nama halkına karşı gerçekleşti.

Soykırım, bugünkü Namibia’da 1904’ten 1908’e kadar sürdü. Alman sömürgeci otoriteler, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu isyancıları çöle sürdü ve burada pek çok kişi açlık ve susuzluktan öldü. Diğerleri de toplama kamplarında korkunç koşullar altında tutuldu. Toplamda on binlerce kişi öldürüldü. Almanya bu ölümleri ancak 2021 yılında soykırım olarak kabul etti ve Namibia’dan özür dileyerek 1,35 milyar dolar ödemeyi kabul etti.

Alman tarihinin bu bölümü kamuoyu tarafından çok az ilgi görmektedir. Almanya’daki okullarda çocuklar erken yaşlardan itibaren Holokost’u öğreniyorlar. Ancak çocuklar, Herero ve Nama soykırımını veya Bugünkü Tanzanya, Rwandi ve Burundi’nin bir kısmını kapsayan, Doğu Afrika olarak bilinen Alman kolonisindeki Maji Maji isyanının gaddarca bastırılmasını hiç duymadan kolayca mezun olabiliyorlar. Sömürgecilik ne ulusal anlatının bir parçası olarak yer alıyor ne de dış politikayı şekillendiriyor.

Bunun sebebi kısmen (Britanya ve Fransa’nın aksine) Almanya’nın imparatorluk mirasından daha bugünkü devleti bile vücut bulmadan önce vazgeçmiş olması. Ancak bu durum, kamusal merasimlerin eksikliği, Holokost’u göreceleştirme ve hatta antisemitizme yardımcı olma korkusuyla da ilgili olabilir. Bu muhakkak ki makul bir endişe.

Almanya giderek daha etnik kökenli bir ülke hâline geliyor. Öyle ki, birinci veya ikinci kuşak göçmen nüfusu 2011’de beşte bir oranındayken, en son nüfus sayımına göre 2021’de bu oran yaklaşık üçte birlik bir orana gelmiş görünüyor. Bu değişim Almanya’nın siyasi ve kültürel kurumlarını da aynı şekilde çeşitlendiriyor. Daha çeşitli bir nesil, dolayısıyla yeni bakış açıları Parlamento’ya giriyor ve bölgesel veya ulusal hükümetlerde görev alıyor.

Bu yeni yaklaşım, “Black Lives Matter” hareketinin de etkisiyle birlikte, Berlin sokaklarına Alman sömürgecilerin isimlerinin verilmesi konusunun tartışmaya açılmasını ve çalınan Afrikan sanat eserlerinin iadesi üzerine devam eden tartışmaların güçlenmesini tetikledi. Öyle ki Aralık 2022’de Almanya, Benin Bronzlarının yani İngiliz askerleri tarafından bugünkü Nijerya’dan çalınan 20 sanat eserinin bir kısmını iade etti.

Herkes bu yeni yaklaşım üzerinde hemfikir değil. Bazıları tarihi hassasiyetlerin kabul edilmesi talebine şüpheyle yaklaşıyor ve bazı ülkelerin asıl emperyalist Rusya’nın kınanmasına dair son derece makul bir isteği savuşturmak için kendi tarihlerini araçsallaştırdığını düşünüyor. Ancak hükümet kararlı. Scholz, Pankaj Mishra’nın Asya’nın Avrupa’dan entelektüel kurtuluşunu anlattığı “From the Ruins of Empire” (İmparatorluğun Harabelerinden) ve David Van Reybrouck’un Endonezya’nın bağımsızlık mücadelesini anlattığı “Revolsi” gibi kitaplarla sömürgecilik tarihini derinlemesine inceleyerek buna öncülük ediyor.

Bu eğitim süreci sadece şansölye için değil, herkes için bir gereklilik. Almanya’nın tarihi eşsiz ve eşsiz olduğu kadar da acımasız. Ancak başka ülkelerin de bilinmeye değer tarihleri var. Almanya, yeni dünyada kaybolmak istemiyorsa, geçmişiyle daha iyi yüzleşmeli ve başkalarının acılarıyla empati kurmalı. Belki de (çekinerek ve dikkatle) yapmaya başladığı tam da budur.


Bu yazı, The New York Times’ta 5 Temmuz 2023 tarihinde “Germany Is Learning a Hard Lesson” başlığıyla yayımlanmıştır. Çeviri yapılırken yazının belirli kısımlarında editoryal düzenleme yapılmıştır.