×
ABD
8.04.2024

ANALİZ

Tek Kişinin İradesindeki Bir Parti Ülkeyi Yönetemez!

Parti içi tartışmaların olmadığı, sadece tek bir kişinin iradesine hizmet etmek için var olan bir partinin yönetim gücü sorgulanabilir. Başkanı, Anayasaya ve Amerikan halkına tercih eden Cumhuriyetçilerin sayısı arttıkça ülke muazzam bir tehlikeyle karşı karşıya.
DONALD TRUMP mart başında kazandığı zaferle Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adaylığını kazanmak için gerekli olan 1.215 delegeyi elde etmenin eşiğine geldi. Gerisi formalite. Parti, Trump'ın emellerini hayata geçirebileceği bir araç haline geldi ve Trump muhtemelen üçüncü kez partinin bayraktarlığını yapacak.

Bu hem Cumhuriyetçi Parti hem de hizmet ettiğini iddia ettiği ülke için bir facia niteliğinde.

Sağlıklı bir demokraside siyasi partilerin, bir takım değerleri ve siyasi hedefleri paylaşan siyasetçileri seçmeye yönelik yapılar olduğunu söyleyebiliriz. Partiler, siyaset mekanizmasının bir parçası olarak işlev görmeli ve seçimlerin gerçekleşmesi için atanmış yetkililer ve memurlarla birlikte çalışmalı. Üyeler, parti içindeki farklılıkları dile getirmeli ve böylece partinin duruşunu keskinleştirip sağlamlaştırmalı. Amerika'nın iki partili demokrasisinde Cumhuriyetçiler ve Demokratlar düzenli olarak Beyaz Saray'da yer değiştirdi ve bir asırdan fazla bir süredir sabit kalan bir sistem içinde Kongredeki iktidarı paylaştı.

Şimdilerde Cumhuriyetçi Parti tüm bu sorumlulukları bir kenara bırakıyor ve dürüstlük, ilke, politika ve vatanseverlik pahasına tek bir kişinin seçilmesini hedefleyen bir yapıya dönüşüyor. Trump, kendi şahsında Anayasa'yı ve hukukun üstünlüğünü küçümsediğini gösterdi. Yani bu görev için uygun olmadığını kanıtladı. Ancak tüm bir siyasi parti, özellikle de ABD gibi güçlü bir ülkedeki iki ana partiden biri, bu kişinin ve onun en tehlikeli fikirlerinin bir aracına dönüştüğünde ortaya çıkan tahribat herkesi etkileyecek.

Trump, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki kontrolünü artırma ve adaylık için karşısına çıkan rakiplerini hızlı bir şekilde mağlup etme becerisini kısmen destekçilerine borçlu. Bu coşkulu destekçiler şu ana kadar neredeyse her önseçim yarışında Trump'a önemli zaferler kazandırdı. Ancak Trump’ın belki de en önemli avantajı, Cumhuriyetçi Parti'de partinin geleceğine dair alternatif bir vizyonu savunmaya istekli görünen çok az liderin kalmış olması. Ona açıkça karşı çıkmaya devam edenler, büyük oranda görevlerinden ayrılan kişilerden oluşuyor. Bazıları, şiddet ve yaptırım tehditleri aldıkları için konuşmaktan korktuklarını belirtiyor.

Geleneksel bir başkanlık önseçiminde kazanılan zaferler, demokratik bir yetkiye sahip olunduğunu gösterir. Kazanan, partinin seçmenleri tarafından verilen popüler meşruiyete kavuşur; ancak aynı zamanda yenilen rakiplerin ve onların rakip görüşlerinin parti içinde bir yeri olduğunu da kabul eder. Önseçim yarışını partiyi muhaliflerden arındırmak için bir araç olarak kullanan Trump'ın artık böyle bir iddiası yok. Yarıştan çekilen Cumhuriyetçi adaylar ya ona bağlılıklarını göstermek ya da dışlanma riskini göze almak zorundalar. Son rakibi Nikki Haley, Trump'ın ilk döneminde kabinesinde görev yapmış, muhafazakar geçmişi on yıllara dayanan bir Cumhuriyetçi lider. Trump şimdi onu saf dışı bıraktı. Trump, Güney Carolina'daki mağlubiyetinden bir gün önce Haley için "O aslında tam bir Demokrat" dedi ve ekledi: "Bence partisini değiştirmesi gerek."

Anayasayı ve Amerikan halkını başkana tercih edeceklerini ortaya koyan Cumhuriyetçilerin sayısı azaldıkça ülke muazzam bir tehlike ile karşı karşıya kalıyor. Adam Kinzinger, Liz Cheney ve Mitt Romney gibi artık kabul görmeyen bazı Cumhuriyetçiler, partilerinin liderine yasalara uyma konusundaki temel görevini hatırlatmaya çalıştılar. Bu tür önderler olmadan Cumhuriyetçi Parti, destekçilerine zarar verebilecek kararlardan kaçınma kapasitesini de kaybeder. Örneğin, John McCain, Obamacare'i kurtarmak için evet oyu verdi; çünkü partisi bir alternatif bulamamıştı ve aksi takdirde milyonlarca insan sağlık sigortasını kaybedecekti.

Muhalefetin ya da iç tartışmanın olmadığı, sadece tek bir kişinin iradesine hizmet etmek için var olan bir partinin yönetim gücü sorgulanabilir.

Kongre'deki Cumhuriyetçiler, Trump'ın talimatı doğrultusunda çalıştıklarını, kendi önceliklerini bir kenara bırakmaya hazır olduklarını gösterdiler bile. Ülke, geçtiğimiz günlerde bütçe tasarısı konusundaki tartışmalar sırasında yaşanan gerginliklerde bu bağlılığın çarpıcı bir örneğine tanık oldu. Cumhuriyetçiler uzun zamandır daha sert sınır güvenliği önlemleri alınması için bastırıyor ve Trump da bunu parti gündeminin en üst sırasına koyuyor. Temsilciler Meclisi'nde kıl payı çoğunluğa sahip olan Cumhuriyetçiler, Senato'da da iki partinin uzlaşmaya varmasıyla bu hedeflerine ulaşabilirlerdi. Ancak Trump göç konusunu bir kampanya malzemesi yapmakta ısrar edince, Temsilciler Meclisi'ndeki sadık adamları, partinin seçmenlerine vaat ettiklerini verme fırsatına engel oldular. Senato'nun azınlık lideri Mitch McConnell bile aylarca tasarıyı destekledikten sonra sonunda vazgeçti ve tasarıya karşı oy kullandı. The Times'tan Jonathan Swan, Maggie Haberman ve Shane Goldmacher'ın haberine göre, üç yıldan uzun bir süredir konuşmadığı Trump'ı şimdi destekliyor ve geçen hafta bu görevinden istifa edeceğini de açıkladı.

Parti aynı zamanda Ukrayna'yı destekleme vaatlerini ve Avrupa'daki NATO müttefiklerinin güvenliğine yönelik uzun süredir devam eden desteğini de terk etmeye hazır görünüyor. Trump, NATO ülkelerine "bedel ödemeleri" gerektiğini söylediğinde veya onlara "istediğini yapması" için Rusya'yı teşvik edeceği yönünde tehditler savurduğunda, Cumhuriyetçi liderlerin çoğu sessiz kaldı.

Cumhuriyetçi Parti'nin Amerika'nın dünyadaki yeri konusunda çok farklı vizyonlara sahip liderleri var. Birçok Cumhuriyetçi seçmen, Trump'ın ABD'nin dış çatışmalara dahil olmaması gerektiğine ve hatta NATO'nun önemsiz olduğuna ilişkin görüşlerine hak veriyor olabilir. Ancak parti içinde rakip görüşler hoş karşılanmadığında, parti içinde fikirlerin nasıl hayata geçirileceğine ve bunların ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair akıl yürütme yetisi de kaybolur.

Trump'ın ilk döneminde, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo onu NATO'dan aniden çekilmemeye ikna etmişti. Eğer Trump ikinci döneminde de bunu denerse, Kongre teorik olarak onu engelleyebilir. Nitekim Aralık ayında milletvekilleri herhangi bir başkanın NATO'dan ayrılabilmesi için Kongre'nin onayını gerektiren bir yasa tasarısını kabul etti. Ancak Peter Feaver'ın geçtiğimiz günlerde Foreign Affairs'de belirttiği gibi, bu tür kısıtlamalar liderinin "ideolojik hakimiyetine" boyun eğmiş bir parti için çok az şey ifade ediyor. Bu yasanın yazarlarından biri olan Marco Rubio, şimdi Trump'ın yorumlarıyla ilgili "sıfır endişe" duyduğunda ısrar ediyor.

Amerikalıların bu tür tavizleri görmezden gelerek bunların politikacıların seçilmek için yaptıkları şeyler olduğunu düşünmeleri mümkün. Trump'ın diğer Cumhuriyetçilere yönelik zorbalıklarını görmezden gelerek seçim gününe kadar bu tür şeylere kulaklarını tıkamaları da öyle. Yakın zamanda yapılan bir ankette Amerikalıların üçte ikisi "başkanlık seçimlerinde aynı adayları görmekten bıktıklarını ve yeni birini istediklerini" söylüyor.

Ancak seçimlere katılmamak, hangi partiden olursa olsun hiçbir Amerikalının göze alamayacağı bir lüks. Trump 2024'te çok farklı bir Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olacak. Artık onu kontrol altında tutma gücünü kaybetmiş bir Cumhuriyetçi Parti bu.

Aslında boyun eğmek zorunda değillerdi. Trump'ın 6 Ocak 2021'de Kongre Binası'na yönelik saldırıyı teşvik etmesinin ardından, özellikle Kongre'deki bazı parti liderleri kendisinden kopmaya hazır olduklarını dile getirdiler. Cumhuriyetçi Parti'nin 2022 ara seçimlerinde aldığı hayal kırıklığı yaratan sonuçlar Trump'ın desteğini daha da zayıflatmış ve demokrasiye bağlılığına dair uzun süredir var olan endişelere siyasi gücüne dair şüpheler de eklenmişti.

Ancak Trump adaylığını açıkladıktan ve hakkındaki çok sayıda iddianamenin kendisine verilen desteği daha da artırdığı anlaşıldıktan sonra bu direnç ortadan kalktı. Şimdi bu davaları kendi siyasi amaçları için kullanıyor, hukuki savunmasına kaynak yaratmak için kampanyalar yürütüyor ve mahkemeye çıkışlarını yargı sisteminin bütünlüğü konusunda şüphe uyandıracak fırsatlara dönüştürüyor.

6 Ocak'taki federal duruşmayı yöneten ABD Bölge Yargıcı Tanya Chutkan, Trump'ın tanıkları korkutmasını önlemek için kendisine yayın yasağı getirdi. Chutkan, Trump'ın savunma avukatlarının ifadelerinde "davalının bu davayla ilgili konular da dahil olmak üzere bireylere alenen saldırdığını, bunun sonucunda da bu bireylerin tehdit ve taciz edildiğini" yalanlamadıklarını belirtti. Cumhuriyetçi Parti yönetimi ise sessiz kaldı.

Şu anda Cumhuriyetçi Ulusal Komite'nin kontrolünü elinde bulunduran Trump'a sadık kişiler ve eş başkan olma yolunda ilerleyen gelini Lara Trump ile birlikte parti, Trump'ın yasal faturalarını partinin ödemesi yönündeki ısrarına boyun eğmek üzere. Trump'ın kampanyası geçen yıl avukatlara yaklaşık 50 milyon dolar harcadı ve duruşma tarihleri yaklaştıkça bu harcamalar daha da artıyor. Önde gelen Cumhuriyetçilerden Henry Barbour, komitenin bunu yapmasını engelleyen kararlara destek verdi; ancak bu gayretinin sadece bir mesaj vermekten öteye gidemeyeceğini o da kabul etti.

Trump aynı zamanda partinin devlet düzeyindeki mekanizmasını da ele geçirmiş durumda. Bu durum ona Cumhuriyetçi önseçim sürecinin kurallarını yeniden yazarak kendi lehine işleyen, kazananın her şeyi aldığı çekişmeleri dahil etme imkanı verdi. Normalde siyasi partilerin görevdeki adaylara sağladığı bir avantaj bu. Ancak bu süreçte Trump bazı eyalet partilerinde hizipleşmeye yol açtı ve bu grupların bazıları artık birbiriyle konuşmuyor. 

Cumhuriyetçiler arasındaki işlevsizlik ve çekişme Demokratlar tarafından bir avantaj olarak görülebilir. Ancak bu Demokratlar için eyalet ve yerel düzeydeki rekabetlerin bile Trump'a karşı bir mücadeleye dönüşmesi anlamına geliyor. Politikalar ya da ideolojiler üzerinden yarışmak yerine, kendilerini Trumpizm'e sadakatleri dışında tutarlı pozisyonları olmayan adaylara karşı yarışırken buluyorlar. Cumhuriyetçi seçmenlerin yakında kendi adaylarını seçme şansı kalmayabilir; ellerinde kalan tek tercih şansı, partisine yaptıklarını ülkeye de yapacak birini destekleyip desteklemeyecekleri üzerine olacak.


Bu yazı, The New York Times’ta 6 Mart 2024 tarihinde “Trump’s Conquest of the Republican Party Matters to Every American” başlığıyla yayımlanmıştır. Çeviri yapılırken yazının belirli kısımlarında editoryal düzenleme yapılmıştır.