×
ALMANYA

ANALİZ

Yeşiller: Bir Partinin Reelpolitik ve “Enerji Egemenliği” ile Sınavı

Almanya’da “enerji” konusunda kış aylarında yaşanabilecek olası bir darboğaz ve kriz karşısında Yeşiller, temel siyasi vizyonunu “gerçekçi politika düzlemi”ne uyarlama sınavı veriyor.
KORONA, DÜNYAYI fena etkiledi, üzerine Putin Ukrayna’ya saldırdı. Şimdiden birkaç ülke iflas etti bile. Bu rüzgâr Almanya’ya hangi yağmurları düşürüyor? Özellikle Rusya ile enerji alanında derin bağımlılık hali, Almanya’da ciddi krizler çıkarmaya ve bununla birlikte beklenmedik çözümleri beraberinde getirmeye aday.

Bu konuyu biz Scholz Hükümetindeki Yeşiller gözünden değerlendirmek istiyoruz. Çevre dostu bir parti olarak Yeşiller, bu enerji bağımlılığına nasıl bakıyor ve Almanya nasıl bir yol alıyor?

***
Bir siyasi parti için en kötü gelişme nedir?

Sanırım, üzerine en çok eğildiği, temel odağına koyduğu yerden yumruk yemek; onunla sınanmak. Yeşiller Partisi tam da böyle bir durumla yüzleşmek zorunda kaldı.

Rusya’nın Ukrayna Savaşı ve akabinde doğal gaz kısıtlamaları, Almanya’yı tozlu raflardan ivedi çözümleri indirmek durumunda bıraktı.

Bu kış Almanya’da hem enerji tasarrufları hem de kabarık faturalar görülecek gibi duruyor.

Yeşiller’in Özgünlüğü ve Partinin Kısa Bir Tarihçesi

Dünya ölçeğinde fark edilmektedir ki Yeşiller isminde bir partinin ortaya çıkması, seçmen kitlesinin oluşması, öyle her ülkede görülecek bir olgu değil. Sanayileşmiş ve belli bir refah düzeyine erişmiş toplumlarda “daha yeşil” siyaset taleplerinin satın alınması olarak ve sivil toplum hareketi olarak doğmuş bir akım Yeşiller.

Yani her ülkede yeşil bir parti yok. Refah ve yoksulluk-açlık sınırı mücadelesi belki de bu zuhur. Sürdürülebilir bir yaşam ile sürdürülebilir bir çevre kavgası.

Bütün dünyanın aslında bu taleplere ihtiyacı var, çünkü dünya buzullardan yangınlara, soyu tükenen hayvanlardan ozon tabakalarına ne hale geldi. İnsanlık bir geçmiş silkinmesine hat safhada gereksinim duyuyor. Ve Yeşiller, politikalarının merkezine bunu koyuyor!

Federal Almanya Cumhuriyeti'nde 1970’li yıllarda ortaya çıktı Yeşiller Hareketi.  İdeolojik kökenleri, solcu siyasi yelpazenin üyelerinin tıpkı post-materyalist bir dünya görüşüne sahip muhafazakârlar kadar bağlı olduğu yeni toplumsal hareketlerde yatmaktadır.  1980'de federal bir parti olarak Alman siyasetinde yerini aldı. 1993 yılında Doğu Almanya'daki Yeşil Parti "Birlik 90" ile birleşti. Özellikle Sosyal Demokratlar ile kurduğu koalisyonla adını duyurdu ve politikalarını ülke boyutuna yaydı. İdeoloji ve uygulama partisi olarak bütün Avrupa’da yeşil taleplerin Almanya versiyonu Yeşiller. Bugün Alman kamuoyunda genç ve taze bir parti imajını koruyor, Federal Meclis'te tek çatı altında iki parti temsil ediliyor.

Son tahlilde, Almanya’nın ekonomik olarak kalkınırken doğasını yaşanmayacak boyutlarda tahrip etmemesi gerektiğini, insan meselelerinde – göç, eğitim, mültecilik dahil – aşırıcılıktan uzak kalınmasını ve eşitçi bir sistemi vurguluyor.

*** 
Alman sosyal bilimci, değerli dostum Dr. Michael März’e şu iki soruyu sorduk:

- Yeşiller kimi ve hangi temel politikaları temsil ediyor?

"'Yeşiller'in içinden çıktığı başlıca hareketler çevre ve barış hareketleriydi. Parti bugün hala ideolojik kökenlerine bağlı. Bununla birlikte, geçen 40 yıl içinde 'yönetmeye muktedir' olmak için bazı temel pozisyonlardan vazgeçmek ve programını terk etmek-genişletmek zorunda kaldı. 1989 yılında feminist ve temelde muhalif bir siyaset anlayışına sahip önde gelen kurucu figürlerinin çoğu siyasete veda etti. Bunu 1999'da Yeşiller'in federal parti konferansının NATO'nun Kosova savaşındaki askeri harekâtına destek verdiği ve böylece kuruluş yıllarının uzlaşmaz pasifizmini denize attığı gerçek bir dönüm noktası izledi. Rusya ile Ukrayna arasında sürmekte olan savaşta, 'Yeşiller' işgal edilen ülkeye kendini savunma hakkını kullanabilmesi için silah sağlanmasına oy birliğiyle 'evet' dedi. Seçmen kitlesi de yıllar içinde bu ideolojik ve siyasal talepler çerçevesinde şekillendi."

- Peki, Yeşiller Partisi’nin Almanya ve enerji politikası için önemi sizce nedir?

“Yeşiller, enerji arzı ve üretimi konusundaki görüşlerinde büyük ölçüde kendilerine sadık kaldılar. Güneş ve rüzgâr enerjisinin hızlı bir şekilde genişletilmesini, 2030 yılına kadar kömür gücünün aşamalı olarak kaldırılmasını savunuyorlar ve nükleer enerjinin sorumlu bir şekilde ele alınmasını destekliyorlar. Parti, onlarca yıllık taahhüdün bir sonucu olarak son nükleer santrallerin 31 Aralık 2022'de kapatıldığını görüyor. Ancak mevcut enerji krizi göz önüne alındığında, ‘Yeşiller’ Realpolitik'e yeni bir taviz verme baskısı altında: Enerji arzında acil bir durumu önlemek için gaz vanalarını kapatmayı öngörülebilir bir geleceğe ertelemek için giderek daha fazla ses yükseliyor. Sonuç olarak, bu Almanya'da sosyal barışı tehlikeye atabilir.”

März, partinin yıllar içerisinde tecrübe ettiği değişikleri isabetli bir şekilde örneklerle gösteriyor. Aktüel konjonktürde hem Rusya-Ukrayna arasındaki “savaş” kapsamında hem de Rusya’nın karşı kısıtlama hamleleriyle Almanya’da “enerji” konusunda kış aylarında yaşanabilecek olası bir darboğaz bağlamında Yeşiller’in temel düşüncelerini “gerçekçi politika düzlemi”ne uyarlama sınavı verdiğini belirtiyor. Sosyal barışın yolunun bu reelpolitik’ten geçtiğinin altını çizmesi ise son derece ilginç ve kulak kabartılması gereken bir tespit.

*** 
Ukrayna Savaşı, Avrupa’yı derinden sarstı; Almanlar bile güvenlikten enerjiye pek çok konuda haklı olarak bir açmaza girdiler. Avrupa’da AB kurulalı beridir savaşı kimse istemiyor ama ABD, İngiltere gibi Batı Bloğundaki kimi savaş baronlarına sanırım kimi dönemler savaş lazım; Putin’ler ise girdiği her yerde insanlığı-yaşamı buralarda felç ediyorlar.

Bu savaştan en çok etkilenen ülkelerden biri Almanya olmasından dolayı Jena Üniversitesi Siyaset Bilimi hocalarından Dr. Olaf Leiße’ye şu soruyu yönelttik: 

Almanya'nın enerji gereksinimleri de dahil olmak üzere, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ana sonuçları nelerdir? Hükümet enerji alanında ne yapabilir?

“Ukrayna savaşının Almanya için en dikkate değer sonucu, ülkenin dış politikasının tamamen yeniden düzenlenmesidir. 1970'lerden bu yana, Federal Cumhuriyet ile Sovyetler Birliği arasındaki Moskova Antlaşması ve ‘doğal gaz boru işbirliği’nden bu yana, ‘ticaret yoluyla değişim’ kuralı uygulandı. Almanya, II. Dünya Savaşı'nda kendi hatalarını kabul ediyor, Sovyetler Birliği'nin yeniden birleşmedeki rolünün farkında olarak iyi iş ilişkileri yoluyla belirli bir normallik bulmaya çalışıyordu. Bu arada, Almanya düşük enerji kaynak fiyatlarından da yararlanıyordu.

Şimdi her şey çok farklı. Almanya, ilk tereddütten sonra, yaptırımlar getirilmesi ve ekonomik ilişkilerin neredeyse tamamen kesilmesi yoluyla Rusya'yı durdurmaya çalışan Batılı ülkeler grubuna katıldı. Ancak ekonomik olarak bağımlı olunan bir hizmeti boykot etmek zordur. Hükümet şimdi yeni enerji kaynakları bulmak için çok çalışıyor. Orta Doğu ve ABD'den sağlanan kaynaklar ve yenilenebilir enerjilerin teşviki, geliştirilen yeni çözümler olarak görünüyor. Ancak bu tür yapısal politika dönüşümleri pahalıdır ve yenilenebilir enerji uzun vadeli bir süreçtir. Bu nedenle, gaz kullanımının kısıtlanması tartışılıyor. Hükümet halkı zorlu bir kışa hazırlıyor. Meraklı olabiliriz, ancak kesinlikle çok daha pahalı olacak.”

Avrupa’da ve Dünyada Yeşil Enerji’nin Motoru Almanya, 
Neden Kömüre Dönüş Kararı Aldı?


Savaş öncesi Almanya’da ekonominin enerji kaynağı olan doğalgaz %55’in üzerinde Rusya’dan temin edilmekte idi. Savaş sonrası Rusya’nın Ruble ile ödeme talebi üzerine bu durum Almanya ve genelde AB için bir risk oluşturdu. Bazı (Putin’e göre) “dost” ülkeler bunu kabul ederken, kimi “düşman” ülkeler bu talebi kabul etmedi. Rusya, talebi kabul etmeyen Bulgaristan, Polonya, Letonya gibi ülkelere gönderdiği gazı keserek enerji diplomasisini tedavüle soktu. Almanya bu gelişmeleri dikkate alarak farklı enerji kaynaklarına yöneldi. Rusya’ya bağımlılığı azalttı-tasarrufa başladı. Dahası, atom santrallerinin işletilmesinin devamını yeniden gündeme aldı. 

Diğer yandan Almanya, kömür kaynaklarını ve madenlerini, daha pahalıya mal olmasından ve kömürün Güney Afrika’dan getirdiklerinden daha fazlasına sübvanse edilmesinden dolayı daha sonra kullanmak üzere kapatmıştı. Yaşanan son kriz etrafında, bakımı yapılan bu kömür madenleri tekrar popüler hale geldi. Özellikle cam sanayisi gibi enerji kaynağına bağlı olarak işleyen mekanizmaların soğuması durumunda bir daha çalışmasının mümkün olmayışından dolayı Almanya bunu mutlaka sürdürülebilir hale getirmek istemektedir. Hatta endüstrinin vazgeçilmez gaz ihtiyacından dolayı evlere gönderilen gazı kesmek gibi bir seçeneğin olduğu ileri sürülüyor. 

Rusya bakım nedeniyle Almanya’ya doğalgaz sevkiyatını durdurmuştu. 27 Temmuz itibariyla Rusya sevkiyatı yüzde 20’ye kadar düşürdü. Sevkiyatın bakımdan sonra devam edip etmediği konusunda kesin bir bilgi de savaşın biteceğine dair net bir emare de henüz yok. 

Her halükarda Almanya ve AB ülkeleri için Rusya ile olan ilişkiler hızla eski haline dönmeyecektir. Almanya’nın bu nedenle kömüre dönüş kararı almış olduğu düşünülüyor. Uygulamaları ilerleyen dönemlerde göreceğiz.

Ekonomi Bakanı Habeck “Durumun ciddiyetini herkesin anlamış olduğunu düşünüyorum” fikrinde. Bakalım bu durum halka nasıl anlatılacak ve halk bu bağlamda sağduyudan vazgeçecek mi? 

Sonuç: Zor Dönemde Zor Çözümler

Almanya – Yeşiller de dahil – gerçekçi-tasarrufçu bir tavır alıyor; çevreye verdiği zarar akılda tutularak gerekirse kömüre dönülmesini onaylayabiliyor.

Demek ki her zaman ideoloji uygulama alanı bulamayabiliyor; hayat – iyide de kötüdede her türlü yaşam formlarında – en öğretici öğretmenin kendisi olduğunu vurguluyor.

Zor zamanlarda zor çözümler elzem olabiliyor. Arazide gerektiğinde yılan, kurba yenmesi öğüdünde olduğu gibi.

Parti danışmanlarının radarları hep geniş olmalı, zor zamanlarda binbir akıl olabilmeliler. Neden mi? Savaşı kimse beklemiyordu ve hayat genelde böyle yaşanıyor. Mucize akıllar da buralardan devşiriliyor! 

Yine Putin’in ve danışmanlarının her türlü negatif diplomasiyi kullandığı unutulmasın; yaşlı Donbas teyzelerinin dur sesini de duymazken, önümüzdeki kış, enerji kesintileri ile üşüyen olası Avrupa halklarını da beklerken.

Önümüzeki dönemde Almanya’da ya “Kömürle yeşillendi fındık dalları!” en gözde single olacak ya da savaş uzadıkça, kısmı sosyal kaoslar tecrübe edilecek! 

İSMAİL ERMAĞAN

Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İsmail Ermağan, lisansını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde, yüksek lisansını Hamburg Üniversitesi Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde yaptı. Ermağan doktora derecesini Erfurt Üniversitesinin Max Weber Yüksek Araştırmalar Merkezi’nde aldı. Başlıca çalışma alanları şunlardır: Avrupa Birliği entegrasyonu, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Almanya İlişkileri, Almanya’daki Türkler, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik okumaları, göç ve göç yönetimi. Yurt içinde ve yurt dışında 70 civarında makalesi/kitap bölümü olan yazarın şu kitapları yayımlanmıştır: Almanya Türkleri’nin Uyum ve Ayrılım Eğilimleri; Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Üyeliği: Türk Partilerinin ve Avrupa Parlamentosundaki Partilerin Politikaları; Türkiye’nin Yönü Avrupa Birliği’ne mi: Türkiye’de AB Şüpheciliği; Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerinin AB Üyeliğine İlişkin Davranışları; 21. Yüzyılda Uluslararası İlişkilerde Yeni Trendler: İnsanımız İlk 10 Yolunda mı?; Dünya Siyasetinde Almanya 1-2; Dünya Siyasetinde Latin Amerika 1-2; Dünya Siyasetinde Afrika 1-5; Dünya Siyasetinde Doğu Asya.