×
KÜRESEL

BRUNO MAÇAES

2.08.2022

ANALİZ

Yeni Jeopolitik

Küresel düzen, yeni bir jeopolitik rekabet dönemine girdi. Bu rekabet, geleceğin yapay dünyalarını kimin kuracağı, onları yöneten kuralları kimin oluşturacağı ve işletim sistemine kimin kök erişiminin olacağını belirlemek üzerine tarihsel bir rekabet olacak.
SON KRİZLER, başka hiçbir yerde Batı'da ve Avrupa'da olduğundan daha fazla jeopolitik hakkında taze bir düşünce ihtiyacını gündeme getirmedi. Her şeyden önce, Ukrayna'daki savaş, Batı demokrasilerinin teknoloji hakkındaki düşüncelerinde temel bir yanlış kavrayışı ortaya çıkardı. Modern teknolojik gelişme, devlet çatışmalarına son vermek bir tarafa, çatışma risklerini daha da artırdı ve muhtemelen yoğunlaştırdı.

Avrupa Birliği, siyasi özü “teknolojik” olarak tanımlanabilecek modern bir oluşum. AB'yi genellikle aynı anlama gelecek şekilde “teknokratik” bir oluşum olarak adlandırıyoruz. Brüksel'den çıkan herhangi bir yasal metni okuduğunuzda, orada en son ekonomik ve bilimsel araştırmalara bolca atıf bulursunuz. Avrupa projesinin kalbinde, siyasetin toplumsal olarak arzu edilen hedeflere ulaşmanın en etkili yollarını bulmakla ilgili olduğu inancı yatmaktadır.

Teknik olarak siyaset, iç karartıcı veya umut kırıcı olmamalı. Bilginin yaygınlaştırılmasını ve fikir alışverişini hem yurtiçinde hem de küresel olarak siyasi yaşamın birincil araç ve hedefi olarak yüceltmekte yanlış bir şey yok.

Ne var ki Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte, AB'nin teknolojinin jeopolitik doğasını görmezden geldiği ortaya çıktı. Teknolojinin karşılıklı bağımlılıklar yaratarak ve giderek artan verimlilik yoluyla maddi bolluk üreterek devletler arası çatışmayı azalttığını varsaymak bir hataydı.

Doğadan sonra

Genel olarak teknolojik güç, doğal çevremizi yeni yapay dünyalarla değiştirmeyi giderek daha fazla vaat ettikçe, bu dünyaları kimin inşa edip kontrol edeceği sorusu daha keskin hale gelecektir. Teknolojik bir dünyada jeopolitik, artık bir bölgeyi kontrol etmek değil, onu yaratmak için verilen mücadeleyi ifade eder.

İklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybının yaşandığı bir çağda, dünyalılaştırma, bir şeyi dünya koşullarına uydurma (terraforming) potansiyeli göz önüne alındığında, yapay olan literal bir anlam ifade edebilir. Ancak metaforik olarak da anlaşılabilir. Pandemi, hem çevrimiçi, sanal deneyimlere geçerek hem de hastalıkların üstesinden gelmek (veya en azından hastalıkları yönetmek) için aşılar ve diğer biyoteknolojiler geliştirerek doğal dünyadan radikal bir kopuş için yeni olanaklar ortaya çıkardı.

Doğal dünyanın jeopolitik güçler arasında bir arabulucu olarak hizmet etmek suretiyle kontrolümüz dışında kalması çok uzun zaman öncesine dayanmıyor. Soğuk Savaş, insanlığın atom üzerindeki hakimiyetine dayanan bir çatışmaydı; ancak o zaman bile, dönüştürülmüş bir doğa, çatışmayı belirli sınırlar içinde tutan temel kurallarla hala tutarlıydı.

Nükleer savaşın ne anlama geleceğinin gerçekleriyle karşı karşıya kalan ABD ve Sovyetler Birliği, tarihin tarafsız yargısına başvurdular. Her ikisi de aynı temel soruları sordular: "Tarihsel gelişimin maddi güçleri üzerindeki kontrolümüzü genişleterek zaman içinde güçlenmek için doğru inançlara ve kurumlara sahip miyiz?"  Her ikisi de ister ilahi ister diyalektik olsun, daha yüksek bir otoritenin nihai olarak karar vereceğine dair aynı temel inancı paylaşıyordu.

Tamamen insan yapımı bir dünyada durum temelde farklıdır. Zira böyle bir dünyada, aşkın bir otoriteye referans yoktur. Bilgi işlem, finansal ve parasal güç, kuralları önceden belirler ve seçkin bir azınlığa her zamankinden daha fazla siyasi güç verir. Diğer herkes için yeni çevre kaçınılmazdır ve bu nedenle görünüş itibariyle doğaldır.

“Doğadan sonra”ki dönemi yaşıyoruz ve bu jeopolitik rekabetin şartlarını değiştiriyor. Günümüz dünyasında en önemli şey, görünüşte soyut olan para, fikri mülkiyet, veri ve teknoloji ağlarıdır. Rakibiniz sonunda sizin gerçekliğinizi yeniden tanımlayabilecek bütünüyle yapay veya teknolojik bir dünya inşa ederken, jeopolitik varoluşsal bir hale gelir.

Yeni oyun

Dünyayı hangi kuralların yöneteceğini ve hangi süper gücün onları koyacak konumda olacağını belirlemek için büyük bir rekabet sürüyor. ABD Başkanı Joe Biden Kasım 2020'de "Dünya ekonomisinin %25'ini biz oluşturuyoruz" demişti; "Yolun kurallarını koyabilmemiz için diğer demokrasilerle, %25 veya daha fazlasıyla, uyumlu olmamız gerekiyor. Çin ve diğerlerinin fiili diktelerinin önüne geçebilmek için.”

Bu gerçekle karşı karşıya kalan demokrasilerin, "kurallara göre oynamak" konusundaki saflıktan vazgeçmeleri gerekir. Dünya siyasetinin konusu artık yerleşik kuralları uygulamak değil. Zira kurallar verili değil artık ve ayrıca devletlerin üstünlüğünü sağlayan güçler de tarafsız değil. Oyun, ana oyuncuların ortak kurallar manzumesi etrafında rekabet ettiği bir oyundan çok daha karmaşık.

Sistem değişime açık. Farklı katılımcılar tarafından yapılan seçimler, kuralları etkileyebilir ve yeniden şekillendirebilir. Dolayısıyla potansiyel olarak tüm sistemi, bazı güçlerin lehine dönüştürebilir. Bu, ticareti ve diğer konuları yöneten ortak kuralların, tarafsız bir oyun alanı yarattığını ima eden önceki düzenin evrenselciliğinden keskin bir kopuşu ifade ediyor.

Liberalizmin ilkelerinin geçerlilik ve etkinlik yeteneğini kaybetmeye başlamasıyla birlikte, tehlikeli bir şekilde, yeni bir “güç haklı çıkarır” dünyasına doğru yaklaştık. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hal-i hazırda dünya üzerinde geçerli olan kuralları artık kabul etmeyeceğini açıkça belirtti. Rusya'nın kendi genişletilmiş etki alanıyla büyük bir güç olarak tanındığı yeni bir sistem istiyor.

Kremlin büyük olasılıkla tercih ettiği yeni sistemin gerektireceği tüm değişiklikleri tam hesap edemedi; ancak bazı pozisyonlarını ve taleplerini açık hale getirdi. Bu pozisyona göre, “Ukrayna bir devlet olarak ve tercihen bir ulus olarak da ortadan kalkmalı; Rusya, Avrupa kıtasıyla ilgili tüm önemli kararlara yeniden dahil edilmelidir.” Eski bir Rus istihbarat yetkilisinin bir keresinde söylediği şekliyle, “Avrupa Konseyi ve Bakanlar Konseyi'ndeki koltuğuyla küçük Malta, Avrupa meselelerinde Rusya'dan daha fazla söz sahibi. Böyle bir dünyanın ayakta kalmasına izin verilemez.”

Elbette Putin, ABD, Sovyetler Birliği ve İngiltere'nin savaş sonrası Avrupa düzeninin temel şeklini oluşturduğu 1945 Yalta Konferansı anlaşmasına bakarak ABD ile yapılacak büyük bir pazarlıkla yeni bir sistemin inşa edilebileceğini düşünmüştü. Ancak bu, Kremlin tarafından kasıtlı olarak muğlak bırakılan bir öneriden başka bir şey değildi. Sonuçta bir açılımı fark eden Putin, yeni bir sistemi zorla dayatmaya karar verdi.

Bunu yaptı çünkü kendisini Rusya'nın büyük bir güç olduğuna ve yapılacak tek şeyin bu gerçeğin tanınmasını sağlamak olduğuna çoktan inandırmıştı. Ukrayna'da hızlı ve başarılı bir savaş, ezilen bir sınıfın aniden iktidarın gerçek sahibi olarak ortaya çıktığı devrimci bir ana eşdeğer olacaktı.

Popüler izlenimlerin aksine, Moskova'daki devrimciler için en önemli varlık Rusya'nın nükleer cephaneliği değil, Rus enerjisiydi. Putin ve danışmanları, Rus petrolünün ve gazının Avrupa ekonomisinin normal işleyişi için o kadar vazgeçilmez olduğunu varsaydılar ki, onlara göre Putin bir savaş başlatmaya karar verse bile Rusya'nın endişelenmesine gerek yoktu. Rusya'nın kendi kurallarını dikte edebileceği sonucuna varmışlardı. Kremlin, enerji akışını ve ticaretini sıkı bir şekilde Rusya'nın savaş amaçlarının hizmetine sunarak, küresel liberal ekonomi sistemini fiilen terk etti. Tercih ettiği alternatif, “savaş ekonomisi” olarak adlandırılmayı fazlasıyla hak eder.

Teknolojik düzen

Uluslararası düzen bir tür işletim sistemi olarak düşünülürse, burada kuralları değiştirebilenler sistem yöneticileridir. "Kök erişimi" olan bir devlet - ABD gibi - herhangi bir komutu işleme sokabilir veya sistemin kendisini değiştirebilir. Buna karşılık Kremlin, sistemin bir arka kapısına sahip olduğuna inanıyordu. Yöneticilerin karşı koyamayacağı bir şekilde sistemin savunmalarına nüfuz etmenin bir yoluydu bu. En azından sistemi kısmen yeniden programlamak için.

Küresel bir sistem yöneticisi olmanın en büyük avantajı, sistemin kendisini değiştirerek suçluları çökertebilmeniz ve diğer amaçlarınızı gerçekleştirebilmenizdir. Bu yaklaşım, Putin'in saldırganlığına karşı Batı'nın tepkisini karakterize ediyor. Batı demokrasileri, kendileri savaşa girmek yerine, mevcut sisteme yönelik Rus tehdidini azaltmak için tasarlanmış bir dizi hedefli ekonomik araç geliştirdiler.

Rusya'nın merkez bankasına uygulanan yaptırımlar bir öldürücü darbe anlamına geliyordu, çünkü döviz rezervleri Kremlin'in rubleyi korumak ve kendisini diğer Batılı önlemlerden korumak için kullanmayı planladığı araçtı. Sistem yöneticisi (Batı Avrupa), Rusya'nın kontrollerini basitçe kapatabileceğini ve onu tamamen yıkıcı banka kaçakçılığına, enflasyona ve sermaye kaçışına maruz bırakabileceğini umuyordu.

Ancak bu senaryolar gerçekleşmedi. Nedenini tahmin etmekse çok kolay: Dünya hala Rusya'nın hidrokarbonlarına aç. Cari fiyatlarla, bir yıllık enerji ihracatı donmuş rezervlerini telafi etmek için yeterli olacaktır.

Yeni kurallar koymak

Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı yeni jeopolitik açısından açıklayıcı bir an. Küresel sistemin tarafsız bir kurallar çerçevesi olması gerekiyordu, ancak aniden bir iktidar aracı olarak ortaya çıktı. Bu durum bazı tehlikeler taşımaktadır, çünkü gelişmekte olan dünyadaki devletler artık mevcut kurallara göre oynamayı bırakmaya yönelebilir, hatta alternatif sistem arayışlarına girebilir.

Ne olursa olsun, krizden üç ana ders çıkarabiliriz. İlk olarak, risklerin eskisinden çok daha yüksek olacağı yeni bir jeopolitik rekabet dönemine girmiş durumdayız. Batı demokrasileri ile Çin arasındaki rekabet, geleceğin yapay dünyalarını kimin kuracağını, onları yöneten kuralları kimin oluşturacağını ve işletim sistemine kimin kök erişimi olacağını belirlemek için giderek artan bir tarihsel rekabet olarak şekillenecektir.

İkincisi, kuralları koyma gücü, herhangi bir anda kuralların ne olduğundan çok daha önemlidir. Böyle bir görecilik, liberal hassasiyetlere hoş gelmeyebilir, ancak son krizler tutarlı bir şekilde bunun doğruluğunu gösteriyor.

Son olarak, hangi güçlerin küresel sisteme kök erişimi olduğu önemlidir. Davetsiz misafirlerin sistemin en derin katmanına erişmesini önlemek en önemli öncelik olacaktır. Bu açından Avrupa'nın Rus enerjisine tehlikeli bağımlılığı hem bir güvenlik açığı hem de bir uyarıdır.


Bu yazı Project Syndicate’te 29 Temmuz 2022 tarihinde “The New Geopolitics” başlığıyla yayınlandı. Kısaltılarak çevrilen metinde editoryal düzenleme yapılmıştır.

BRUNO MAÇAES