×
ALMANYA

ANALİZ

Yeni Almanya’nın Yeni Lideri: Şansölye Olaf Scholz Nasıl Bir Lider?

Mortgage ve Euro ekonomik krizleri üzerine çokça kitap okuduğunu belirten Scholz, uzmanlaşmaya çalıştığı yerlerden test ediliyor. Daha fakirleşmiş bir Avrupa ve belki de Alman halkı ile karşı karşıya kalabilir.
ANKETLERDE MERKEL'DEN SONRA Almanya’da en çok güvenilen ikinci siyasetçi olarak seçimlere katılan Scholz, seçim sürecinde sosyal adalet ve eşitlikçi bir yaklaşımla öne çıktı. Örneğin asgari saat ücretini 12 euroya çıkarma sözü veren siyasetçi, işçi haklarının güçlendirilmesi, göçmenlerin daha fazla entegre edilmesi, yine iklim değişikliği hususunda daha etkin koruma önlemlerinin geliştirilmesi gibi dikkat çekici vaatlerde bulundu. Daha sosyal ve birleşik Avrupa hedefi sundu. Örneğin bu bağlamda pandemi döneminde Fransa ile birlikte AB’nin 750 milyar euroluk pandemi kurtarma fonunun da yürütücüsü idi. Bu konudaki performans ona puan ve övgü kazandırdı.

Son Almanya seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) adayı Olaf Scholz – her dört seçmenden birinin oyunu alabilse de (yüzde 25.7) – seçimi kazanarak Willy Brandt, Helmut Schmidt ve Gerhard Schröder’in ardından Almanya'nın yeni Sosyal Demokrat başbakanı oldu. 

8 Aralık 2021 tarihinden bu yana yaklaşık 5 aydır “Almanya’da karar veren kişi” konumunda olan Scholz’un kurduğu Trafik Işığı koalisyonundaki diğer ortaklarının – Yeşiller ve Hür Demokratlar – politikalarından ve taleplerinden nasıl etkileneceği merak konusu.

Küresel kamuoyunda 16 yıllık iktidarı boyunca istikrar olgusunu temsil eden Şansölye Merkel’den sonra Almanya’nın nasıl bir yönetim tarzına evrileceği analiz ediliyor, Avrupa Birliği (AB) siyasetinde belirleyicinin kim olacağı irdeleniyor. Örneğin Fransa’da Macron’un yeniden seçilmesiyle bu bağlamda nasıl bir rekabet yaşanacağı veya önümüzdeki dönemlerde nasıl bir AB’nin şekilleneceği sorgulanıyor. 

Peki Şansölye Scholz nasıl bir siyasetçi ve bu zamana kadarki performansı ne durumda?

Çekirdekten siyasetçi

Bugün 63 yaşında olan Scholz, siyasete henüz 17 yaşında bir lise öğrencisiyken 1970 yılında SPD’ye üye olarak katılmıştı. 

1982-1989 yılları arasında SPD’nin gençlik teşkilatlı Genç Sosyalistler’in Genel Başkan Yardımcılığı’nı üstlenen Scholz, partide 18. yılında yani 1998-2011 yılları arasında Alman Meclisi’ne milletvekili olarak girdi ve dönemin SPD Lideri ve Başbakanı Gerhard Schröder ile birlikte çalıştı. 2002 yılında SPD genel sekreteri olarak seçildi. 

2011-2018 yılları arasında Hamburg belediye başkanlığını icra etti.

2009-2019 yılları arasında ise SPD Genel Başkan Yardımcılığı’nı yürüttü.

Merkel hükümetlerinde Çalışma ve Sosyal Hizmetler ile Maliye Bakanı olarak da görev yapan Scholz, 2018-2021 yılları arasında başbakan yardımcılığı görevini üstlendi. 

Görülmektedir ki Scholz, oldukça tecrübeli bir siyaset geçmişine sahip görünüyor. SPD’de üst düzey görevlerde bulunmuş bir kişilik olarak Başbakanlık dönemine bu geçmişini nasıl yansıtacağı merak ediliyor çünkü “Panzer”i yönetmek hele Merkel sonrası onun için büyük bir meydan okuma diyebiliriz!

Nasıl bir lider ve nasıl yönetim-politika tarzı var?

“Sessiz Olaf” olarak tanınan siyasetçi sessizliğin otoritesi gibi bir izlenim veriyor. Buna karşın rakipleri ona “duygusuz otomat” sıfatını kullanıyor.

Onun politik tarzı, öykündüğü selefi Angela Merkel'in (çoğunlukla başarılı bulduğu) yönetim yöntemini hatırlatıyor. Yani o da Merkel gibi bir konuda karar alıp o soruna kendini adamadan önce, politik olayların ve kamuoyunda ruh hallerinin nasıl geliştiğini görmeye ve beklemeye odaklı bir siyaset tarzını benimsiyor.

Bu hal, yeni seçilen hükümete, onun liderine ve dolayısıyla Almanya’nın davranışlarına ilişkin Avrupalı ortaklarının tahmin çerçevesini daraltıp öngörü eksikliğini yayabiliyor.

Ayrıca, Scolz için duyguların ve o anın analizinin sizi kötü düşünülmüş kararlara yönlendirmesine izin vermemek önemli.

Çok fazla “garantici” fakat sonunda doğru olduğunu düşünüyorsa harekete geçip karar veriyor.

Velhasıl Scholz'un yöntemi, siyasi yoldaşlarına çok fazla alan ve tanıtım sağlamaktan, ancak sahne arkasında dizginleri sıkı tutmaktan geçiyor.

Scholz, çalışkan görünüyor. Televizyon programlarına katıldığı zaman olaylara hakim bir yönetici gibi konuşuyor ve eleştirilere oldukça net cevaplar veriyor. Örneğin Ukrayna’ya silah teslimatıyla ilgili, söz konusu silahların ebatlarına varana kadar ayrıntılı bilgiler veren bir politikacı. Verdiği kararları çalışıp araştırıp aldığı biliniyor.

Alman siyaset bilimci Dr. Christian Johannes Henrich, kendisiyle yaptığımız görüşmede, genel olarak Scholz’un kişilik-siyaset tarzı ve politik hedefleri konusunda şunları söyledi: Olaf Scholz, iyi yetişmiş ve oldukça objektif bir politikacı. Seçim atmosferinde O’nun ağırbaşlı tavrı olumlu karşılandı. Seçmenler, onun gibi politikacıların sürekli vaatlerde bulunmamalarını takdir ederler. Scholz, çekicilik, bilgi ve hızlı zekânın sağlıklı bir karışımıyla seçmeni nasıl etkileyeceğini biliyor. Adil ücret ve parlamentoda eşit temsil konusunda kararlı. Kendisini feminist olarak tanımlayan siyasetçinin Federal kabinesi, Almanya'da yarı yarıya kadınlardan oluşan ilk kabine. Scholz ne yapabileceğini biliyor, fakat kendisinin fazlaca yetenekli olduğunu da düşünüyor. Bu yüzden kimi zaman çok kibirli biri olarak değerlendiriliyor. Scholz’un Avrupa vizyonu ise AB'yi federal bir Avrupa devletine dönüştürmek.

Başbakanlığa giden yolda iki not

Scholz, Hamburg’u yönetirken Temmuz 2017’de tamamen kontrolden çıkan G20 Zirvesindeki protesto olayları ile eleştirildi; onun dışında liderlik tarzıyla son derece başarılı bulundu. O dönemde gazeteler şehrin adeta bir iç savaş sahnesine dönüştüğünü rapor etti. Polis ve göstericiler arasında gelişen ve şehri neredeyse esir alan olaylar nedeniyle Scholz özür dilemek zorunda kalmıştı.

Politikacı; Maliye Bakanlığı sırasında ise Alman ekonomi tarihindeki en büyük finansal skandallardan biri olan Wirecard sebebiyle oldukça eleştirilmişti. Federal Mali Denetleme Kurumu (BaFin), 2020'de kayıp olan 1,9 milyar euroyu fark edememişti.

Fakat gerek Hamburg’daki başarılı yönetimi gerekse Merkel kabinesindeki artan ünü, ona siyasette başka kapılar açtı.

Avrupa siyasetinde ekonomik ve siyasal dev’likten askeri dev’liğe mi?

1990 yılında doğu ve batı kısımlarının birleşmesiyle Almanya ekonomik anlamda Birlik’in en güçlü üyesi olma özelliğinin yanına siyasi nufüz kartını da ekledi. Ülke, Merkel’in 16 yıllık iktidarında izlediği AB içinde dayanışmacı politikalarla bunu perçinledi. Rusya’nın 2022 Şubat’ında Ukrayna’yı işgale başlamasıyla bütün Avrupa gibi Almanya da donakaldı ve büyük bir silahlanma kararı aldı; çünkü ülkelerinin savunma ihtiyacı ertelenemez ve başlasına emanet edilemez bir hal almıştı. “Sessiz Olaf” olarak eleştirilen siyasetçi, “artık yeni bir dönem” diyerek böyle büyük bir karar alabildiğini şu sözlerle gösterdi: “Şu andan itibaren her yıl gayrısafi yurtiçi hasılanın yüzde 2'sinden fazlasını savunmaya ayıracağız!” Bundestag’dan büyük alkış alan Scholz, Alman ordusunu desteklemek için 100 milyar Euro ayıracaklarını deklare etti. Bu rakam 60 milyar dolar olan Rus ordusunun yıllık askeri bütçesinin neredeyse iki katı. 

Bu gelişme kesinlikle kayda değer bir gelişme ve gerek AB gerekse Almanya iç siyasetinde tartışmalara konu olacak.

Dayanışmacı bir AB mi fakirleşmiş halk grupları mı?

Daha dayanışmacı bir AB inşa etmek Scholz’un seçim beyanları arasındaydı. Pandemi ve savaş ortamı gündemi bir anda başka noktalara taşıdı. Mortgage ve Euro ekonomik krizleri üzerine çokça kitap okuduğunu belirten Scholz, uzmanlaşmaya çalıştığı yerlerden test ediliyor ve daha fakirleşmiş bir Avrupa ve belki de Alman halkı ile karşı karşıya!

Bu noktada Ruhr Üniversitesi'nden Dr. Caner Tekin’ne göre; Scholz’un seçim propagandasının üç önemli noktası Almanya'nın Avrupa'daki vizyonu üzerineydi. Birincisi, Scholz ve partisi Corona döneminde etkisi görülen “yeniden inşa fonları” gibi AB yardımlarıyla AB ekonomisini büyütmek ve sosyal yönünü güçlendirmek niyetindeydi. İkinci olarak, kendisini Willy Brandt ve Helmut Schmidt'in mirasçısı olarak gösterip AB'nin Orta Doğu ve Asya'da diplomasi, istikrar ve ticaret temelli bir Doğu politikasını geliştirmesini savunuyordu. Üçüncüsü, Alman kamuoyunun büyüyen endişesi olan iklim değişikliği ile mücadeleyi geliştirmek ve Avrupa çapında kolektifleştirmek niyetindeydi. Geldiğimiz noktada, Rusya'nın Ukrayna işgali yeni bir Doğu politikasını çok büyük ölçüde yarınlara bıraktı. Yaşadığımız enerji krizi de uzun vadede Almanya ve AB'ye enerji tedariğini çeşitlendirme şansı verse de kısa vadede iklim değişikliği hedeflerini ikinci plana attı. Devam eden pandemi, uluslararası ticarette lojistik sorunu, savaş ve enerji krizinin etkisiyle Scholz için birinci öncelik olan daha sosyal ve büyüyen bir ekonomi yaratma hedefi de kısa vadede çok mümkün görünmüyor.

Tabii, bu noktadaki performans Almanya iç siyasetini olduğu kadar AB ülke seçimlerini de etkileyebilir; aşırıcı Le Pen’den kurtulan Fransa bile zorda kalabilir.

Şu ana kadarki temel eleştiriler

Hamburg’ta yaşayan ve Almanya siyaseti üzerine doktora yapmış olan Dr. Mustafa Acar bu konuda şu görüşleri vurguluyor: Scholz şu anda en düşük güven seviyesinde. Yeşiller Partisinin Eş Genel Başkanları Annalena Baerbock ile Robert Habeck ondan daha yüksek. Örneğin Ukrayna krizinde, Dışişleri Bakanı Baerbock'un gidişatı belirlediği izlenimi edinildi. Scholz’un kararsızlığı eleştiriliyor. Kendi partisi tarafından bile. İnsiyatif alamıyor. Merkel gibi Almanya'nın çıkarları için ABD’ye karşı açıkça direnemedi ve Amerika'nın etkisi altına çok çabuk girdi. Enerji fiyatları pahalılığı halkı rahatsız ediyor. Ama dünya genelinde yaşanan bir sorun olduğu için şu anda açıkca hükümeti rahatsız edici bir hareket yok.

Scholz’u 2009'dan beri tanıyan ve siyasetini gözlemleyen ödüllü belgesel yapımcısı Stephan Lamby, Scholz'a yönelik eleştirileri paylaşmıyor: “Savaşın patlak verdiği güne kadar Olaf Scholz'un iletişimi sert ve garip görünüyordu. Şimdi aynı iletişim tarzı sinir bozucu ve özgüvenli görünüyor. Baerbock, Habeck veya Biden'ın aksine, Scholz akıllı davranarak sert sözlerden kaçınıyor. Bu ona zaman zaman Putin'i arama fırsatı veriyor. Bunu daha sonra kullanabilir.”

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Berlin Bürosu Ülke Danışmanı Faruk Kurtulmuş’a göre: Son zamanlarda Scholz hakkındaki en büyük eleştiri, kamuoyunda görünür bir lider olmadığı yönünde. Kendisinin Almanya’nın lideri olarak bazı sembollere dikkat etmediği de dile getiriliyor. Örneğin Berlin Tren İstasyonunda çok gördüğüm Ukrayna’dan gelen Mültecilere herkes (Alman CB, Dışişleri Bakanı dahil) yardım edip, gidip onlarla fotoğraflar çektirirken Scholz’un gitmemesi, böyle bir fotoğraf karesi vermemesi bunlardan en bariz olanı. Ukrayna’ya silah verilmesi konusunda kararlar sonunda çıktı ama Scholz, çok sonra müdahil olduğu için geç kalmakla suçlandı. Ukrayna konusunda Şansölye’nin kamuoyunda istenenleri yaparken geç tepki vermesi kendisinin bir aksiyoner değil, reaksiyoner olduğu eleştirilerine yol açtı. İddiaya göre Olaf Scholz’un iletişim dili zayıf ve kendisi PR çalışmalarını biraz gereksiz görüyor. Gazetecilerle konuşurken onların bilgisini sınaması, söylenenleri kabul etmemesi ve cevap tarzıysa kimilerine göre kibir olarak değerlendirilebiliyor. Kimi eleştirmenlerce Scholz’un, kendisinin her şeyin en iyisini bildiğine inandığı öne sürülüyor. Kendisinde empati eksikliği olduğunu söyleyenler de var. Bir devlet lideri olarak daha göz önünde olması gerektiğini düşünenler fazla. Macron’la karşılaştırıp onun gibi uygun zamanlamayla gerektiğinde sahada olup liderlik yapması gerektiği söyleniyor.

Türkiye siyaseti ne olur?

Scholz, Türkiye’nin önemini biliyor ve hükümetin, geleneksel SPD yaklaşımları doğrultusunda bir çizgi takip edileceği öngörülebilir. Bu noktada ortakları Yeşiller ve Liberaller’in “Türkiye yönelik otoriterleşme” eleştirileri gündemi zorlaştırabilir. Son tahlilde ekonomik açıdan geliştirilen, siyasi olarak dengede götürülen bir politikanın gerisine düşülmeyeceği ifade edilebilir. 

Sonuç 

Scholz, henüz ısınma turlarında ama bu süreç geçecek kanısındayım. Japonya gezisi buna işaret edebilir. Kendisini hâlâ istikrarlı bir güç merkezi olarak görüyor ve koalisyon ortaklarının kimi eleştirilerinden etkilenmemiş görünüyor. Kendi tarzını geliştirecek kuşkusuz. Çok zorlu bir süreçte göreve geldi; Rusya bütün Avrupa’ya ve Scholz hükümetine adeta orta sahadan bir bazuko yolladı. Kendine güveni var fakat dünyanın dördüncü ekonomisini, Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve şimdi de askeri devliğine oynayan bir devleti yönetmek, tahmin edilebilir ki bir eyaleti veya bakanlığı yönetmekten başka bir şey. Passat’tan Porsche’a geçmek gibi! Bakalım Scholz bu zorlu görevi nasıl yürütecek? Ortakları ile nasıl bir tutum geliştirecek?

İSMAİL ERMAĞAN

Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İsmail Ermağan, lisansını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde, yüksek lisansını Hamburg Üniversitesi Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde yaptı. Ermağan doktora derecesini Erfurt Üniversitesinin Max Weber Yüksek Araştırmalar Merkezi’nde aldı. Başlıca çalışma alanları şunlardır: Avrupa Birliği entegrasyonu, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Almanya İlişkileri, Almanya’daki Türkler, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik okumaları, göç ve göç yönetimi. Yurt içinde ve yurt dışında 70 civarında makalesi/kitap bölümü olan yazarın şu kitapları yayımlanmıştır: Almanya Türkleri’nin Uyum ve Ayrılım Eğilimleri; Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Üyeliği: Türk Partilerinin ve Avrupa Parlamentosundaki Partilerin Politikaları; Türkiye’nin Yönü Avrupa Birliği’ne mi: Türkiye’de AB Şüpheciliği; Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerinin AB Üyeliğine İlişkin Davranışları; 21. Yüzyılda Uluslararası İlişkilerde Yeni Trendler: İnsanımız İlk 10 Yolunda mı?; Dünya Siyasetinde Almanya 1-2; Dünya Siyasetinde Latin Amerika 1-2; Dünya Siyasetinde Afrika 1-5; Dünya Siyasetinde Doğu Asya.