×
RUSYA

ANALİZ

Rusya’da Devlet Yapısı ve Karşılaştığı Sorunlar

Bugün mevcut Rusya siyasi sistemi 1993 yılında kabul edilen Rusya Federasyon Anayasası üzerinde inşa edilmiştir.
B UGÜN MEVCUT RUSYA siyasi sistemi 1993 yılında kabul edilen Rusya Federasyon Anayasası üzerinde inşa edilmiştir. Bu yeni siyasi sistem etrafında Komünist ideolojinin yerini demokrasi, tek partili yönetimin yerini serbest seçimlerle gelen çok partili parlamento ve Komünist Parti’nin genel sekreterinin yerini de yine seçimle iş başına gelen Başkan aldı. Her ne kadar Batı demokrasilerine benzemek istese de Sovyet sonrası Rusya’da katı Başkanlık sistemi getirildi ve günümüze kadar devam etti.

Demokratik yönetim sistemini benimseyen Rusya’nın siyasi hayatında önemli konulardan biri parlamentonun işlevidir. İki kanatlı Rusya parlamentosu, her ne kadar yasama organı olsa da iç ve dış siyasette ciddi etki yapacak güce erişememiştir. Rusya Devlet Başkanı’nın sahip olduğu yetkiler karşısında sembolik kalmıştır. Rusya Yönetim sistemi “süper başkanlık” olarak da adlandırılmaktadır. Rusya Anayasası’na göre iç ve dış politikanın belirlenmesi devlet başkanına aittir. Yasama organı olan parlamentonun sahip olduğu yetkiler, sorunların tartışılması ve sorunların çözümüne yönelik alternatiflerin üretilmesi bakımından yetersiz kalmaktadır. Ayrıca parlamento kendi içinde bir iktidar ve muhalefet olarak ayrışmış olsa da iktidara yönelik ciddi muhalefet gücünden yoksundur. Bu nedenle Rusya’da muhalefet, “sistem muhalefeti” ve “sistem dışı muhalefet” olarak iki kategoriye ayrılır. Sistem muhalefeti, yasal partilere verilen isimdir. Bu partiler kendi aralarında bir mücadele ve muhalefet süreci yürütüyor olsalar da devlet iktidarına karşı ciddi bir muhalefette bulunmaz. Sistem dışı muhalefet ise, kayıtlı siyasî hareket olmaktan ziyade, iktidara karşı toplumsal talepleri dile getiren ve buna karşı diğer yöntemlerle mücadele vermeye çalışan ve daha çok şahsi girişimleriyle hareket eden isimlerdir. 

Rusya’da Başbakan da ciddi yetki gücünden yoksundur. Rusya Başbakanı, Devlet Başkanı tarafından görevlendirilir veya görevden alınır. 1991-1999 yılları arasında Yeltsin tarafından 5 başbakan atanmış veya görevden alınmıştır. 2012 yılında üçüncü kez seçilen Vladimir Putin, 2008-2012 yılları arasında Rusya Devlet Başkanı görevini yürütmüş olan Dmitri Medvedev’i, Başbakan olarak atamış ve Medvedev bu görevini 2020 yılına kadar sürdürmüştür. Şubat 2020’de Putin, Medvedev’i görevinden alarak Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcılığına getirmiştir. 2008’de yapılan anayasa değişikliğiyle devlet başkanının görev süresi 4 yıldan 6 yıla çıkartılmıştı. İki dönemle sınırlı olan başkanlık görevine ilişkin 2020 yılında yapılan yeni bir anayasa değişikliğiyle Putin, 2024 yılında yapılacak seçimlere tekrar katılabilme hakkını elde etmiştir. Böylelikle Putin hem 2024 hem de 2030 seçimlerine katılabilecektir. Her iki seçimi kazanması durumunda Putin 2036 yılına kadar, yani toplam 36 sene iktidarda kalmış olacak. 

Rusya siyasi hayatını etkileyen önemli gelişmelerden biri de Rusya’nın Sovyetler Birliği dönemindeki devlet kapitalizminden vazgeçerek Batı kapitalizmini yani serbest pazar ekonomisini benimsemesiydi. Kapitalist sistemin gelişmesi için Rusya’da sermaye sınıfına veya Marksist terminolojiye göre Burjuva sınıfına ihtiyaç vardı. Rusya bunu kendi eliyle yaratmaya çalıştı. Özelleştirilen büyük devlet şirketleri Oligarşinin ortaya çıkmasına yol açtı. Ekonomik sektörün büyük bir kısmını elinde bulunduran bu sınıf, devletin ekonomisine ve siyasetine etki yapmaya başladı. Sovyet sonrası 1990’lı yıllarda Rusya’nın en büyük sorunlarından biri haline geldi.

2000 yılında Vladimir Putin’in iktidara gelişiyle birlikte mücadele ettiği sorunlardan biri “oligarklar”dı. Fakat Putin’in amacı ülkedeki oligarkları tamamen ortadan kaldırmak değildi. Putin bunlardan birkaç konuda uzlaşma sağlamalarını talep etti. Birincisi, siyasetten uzak durmalarıydı. Sadece ekonomiyle ilgilenmelerini talep etti. İkincisi, iktidarla uyum içinde olmalarını bekledi. Üçüncüsü, ekonomik kaynaklarını ülke ekonomisinin kalkınması için harcamalarını istedi.  

Böylelikle Putin, oligark sınıfını ikiye ayırmış oldu: İktidara yakın olanlar ve karşı olanlar. İktidara karşı olanlar ya tutuklanarak malvarlıkları devletleştirildi veya yurt dışına çıkmalarına izin verilerek malvarlıklarına el konuldu. İktidarla sorunu olmayanlara ise devletin kapitalist yapısı içindeki işleyişlerini sürdürmelerine izin verildi. 1990’larda oligarkların elinde bulunan büyük şirketlere 2000’lardan itibaren Rus devleti ortak oldu. Böylelikle Rusya’da iktidara yakın yeni bir oligark sınıfı yaratılmış oldu. Fakat 2000’li yıllarda neredeyse devletin kontrolünde veya devletin çizgisinde olan oligarklar, son yıllarda devletin özellikle ekonomi politikaları ve kısmen de olsa dış politikaya etkili olmaya başladılar. Ayrıca Rus oligarkları, sermayelerinin önemli bir kısmını ülke kalkınması için harcamadılar. Bu kaynakları yurt dışındaki hesaplarına aktardılar.   

Rus yönetiminde önemli rol oynayan ve Putin’in iktidara geldikten sonra çözmeye çalıştığı meselelerden biri de federal bölgeler meselesidir. Coğrafi ve çok kültürlü nedenlerden dolayı Rusya siyasetine ve siyasi hayatına etki yapan ve yönlendiren faktörlerden biridir federal bölgeler.  Sovyetler sonrası iktidara gelen Yeltsin yönetimi ülkenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunacağı gerekçesiyle federal bölgelere daha geniş yönetim statüsü tanıdı. Bu düzenleme ve bu yönde alınan kararlar federal bölgelerin 1990’lar boyunca giderek zayıflayan iktidardan uzaklaşmalarına ve hatta bağımsız olmanın yollarını aramaya başlamalarına yol açtı. Kremlin, Çeçenistan savaşı, Tataristan ve Yakutistan meselesi gibi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Putin’le beraber Rusya devleti yeniden merkezileşmeye başladı. 1990’larda federal bölgelere verilen hukukî ayrıcalıklar sınırlandırıldı ve federal bölgelerin üstünde doğrudan devlet başkanı tarafından görevlendirilen askeri bölgeler kuruldu. Fakat Putin’in bu yöndeki kararları ve attığı adımlar ilk etapta ülkenin Moskova’dan yönetilmesini kolaylaştırmış olsa da Moskova ile bölgeler arasındaki ekonomik ve toplumsal uçurumu daha da artırdı. Şu an hâlâ Rusya’da ikinci önemli siyasi güç olduğunu söyleyebileceğimiz federal bölgeler ekonomik kalkınma konusunda ciddi sorunlar yaşadığı gibi merkeze olan hoşnutsuzlukları da artmaya devam etmektedir. 

Putin’in 2000’lerde başlatmış olduğu Rusya’nın dönüşümü o dönem Rus halkına büyük umutlar vermişti. 1990’lara bir daha dönmemek adına Putin “kurtarıcı lider” olarak kabul edilmekteydi. Enerji kaynaklarından elde edilen gelirlerle sosyo-ekonomik kalkınmasını sağlamış, ülkenin parçalanmasını engellemiş, oligarkların iktidar üzerindeki etkisini kırmış ve dış politikada daha aktif siyaset izleyerek ulusal çıkarların savunulmasında büyük adımlar atmıştı. 

2008 dünya ekonomik krizi Putin’in kalkınma modeline ilk darbeyi vurdu. Rusya ekonomisinin yeterince güçlü olmadığını ortaya çıkardı. Üçüncü döneminde de Putin daha çok dış politikaya yönelmiş, iç siyaseti ve ekonomik politikaları Başbakan’a devretmişti. Batı’yla bir jeopolitik mücadeleye girişen Putin, bu rekabetini daha da artırmıştı. Ekonomik sorunların çözümü yerine jeopolitik çıkarlar üzerine odaklanmıştı. 2014’te Ukrayna müdahalesi ve Kırım’ın ilhakı Putin’in halk nezdinde popülaritesini daha da artırmıştı. Fakat bu müdahalesi ciddi ticari ilişkileri olan Batı’yla ilişkilerine büyük darbe vurmuştur.  Ukrayna müdahalesinin ilk yıllarında uygulanan yaptırımların etkisini hissetmeyen Rusya bütçesi, ilerleyen zamanlarda ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Kırılgan olan ekonomisini daha da zora soktu. Rus halkının refahına ciddi darbe vurdu. Putin tarafından ve halkın aleyhine alınan ekonomik kararlar Putin’e olan güveni daha da azalttı. İktidar ile halkın arasını açtı. Rus toplumunun geneline ve ülkenin tamamına yayılan sosyo-ekonomik sorunlar, federal bölgeler ile merkez arasındaki kaynak paylaşımı konusuna da yansıdı. Anlaşmazlıklar daha da arttı. Putin’in jeopolitik hamlelerinden kaynaklı ekonomik yaptırımların ekonomi sektörüne ciddi zarar vermesi, iktidar ile oligark sınıfı arasındaki ilişkileri de olumsuz etkiledi. Giderek artan iç sorunlar doğal olarak Putin’in Rusya’yı büyük güçler kulübüne dahil etme planlarına da ciddi zarar vermiştir. 

SABİR ASKEROĞLU

Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden doktora derecesini aldı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yaptı. Askeroğlu’nun araştırma alanları, Rus dış politikası, Avrasya ve Ortadoğu'dur. Askeroğlu, Rusya'nın Büyük Güç Olma Stratejisi kitabının yazarıdır.