×
İNGİLTERE

ADAM RAMSAY

12.07.2022

ANALİZ

Boris Johnson’ın Mirası ya da Başarısı

İngiltere’de Başbakan Johnson çalkantılı bir üç yılın ardından istifa etti. Geride siyasi aktörlerin iyi niyetine ve gücüne bırakılmış bir sistemin nasıl aşındığına dair büyük bir miras bıraktı.
SARSICI İSTİFALAR ve bitmeyen spekülasyonlar, İngiltere siyasetinde büyüleyici bir karnaval havası oluşturdu. Nefes nefese kalan gazeteciler, sanki Olimpiyat şampiyonu Simone Biles'in son haberlerini paylaşıyormuşçasına, hiç böyle bir şey görmediklerini belirttiler. Tecrübeli siyasetçiler, kendi zamanlarında bu işlerin böyle yapılmadığını söylediler. Ve seçmenler siyasete karşı her zamankinden daha fazla öfkelendiler.

Başbakan Johnson, 2019'daki genel seçimleri (ve aslında 2008 ve 2012'deki Londra Belediye Başkanlığı seçimlerini,) ülke genelinde siyasetin bozulduğu, “siyasetçilerin hepsinin aynı olduğu”, “hiçbir şeyin değişmediği” yönündeki güçlü algıya oynayarak kazandı.

Görev süresi boyunca, bu siyaset karşıtı anti-politik yaklaşımı sürekli olarak pekiştirdi; sistem içerisinde siyasete ve kamuya karşı güvensizlik duygusunu derinleştirdi. Ve bu yaklaşım, siyaset kulvarında onun yolunu açanlar için harika sonuçlar üretti.

Batı dünyasındaki siyaset tecrübelerinin çoğunu şekillendiren, ancak özellikle İngiltere siyasetinde yoğun olan bu “derinlere gömülü güvensizlik” eğilimi tesadüfen ortaya çıkmadı.

Neoliberalizm, karar verme süreçlerini 20. yüzyılın ortalarındaki göreli demokrasiden serbest piyasaya doğru kaydırdığında (başka bir deyişle, bir “kişi bir oy”dan “bir dolar/pound/euro/yuan bir oy”a kaydırdığında)  eş zamanlı olarak siyaseti de gündelik hayatımızdan çıkarıp televizyon ekranlarına taşıdı.

Gelinen noktada hükümetin, bakanların resmi pandemi günlüklerini yayınlamayı reddetmesi, İngiltere siyasetinde şeffaflıkla ilgili başarısızlıkların sonuncusuydu.

Hesap-verebilirlik yerine özelleştirme

Sosyal demokrat konsensüs yıllarında (yani İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan 1970'lerin sonlarına kadar), insanların millileştirilmiş bir şirkette istihdam edilmek ve belediye konutlarında ya da kirası devlet tarafından sınırlanmış bir evde yaşamak için iyi bir şansı vardı. Westminster'deki siyasi kararlar, insanların hayatları üzerinde oldukça açık bir şekilde ve doğrudan bir etkiye sahipti. Bakanlıklar tarafından yapılan duyurular, milyonların hayatı üzerinde doğrudan ve oldukça hızlı bir etki sergilemekteydi.

Onlarca yıllık özelleştirme, deregülasyon ve harcama kesintilerinden sonra, hesap verebilirlik hatları birbirine karıştı.  İngiltere'de, bir sağlık sorununuz varsa ve NHS yardım hattı 111'i ararsanız, ABD merkezli özel bir şirket tarafından işletilen ve sizi başka bir özel şirkete ait bir kliniğe sevk edebilecek olan Sitel adlı bağımsız çağrı merkezlerinden birine ulaşırsınız. Bir şeyler ters giderse ve şikayetçi olmak isterseniz, kime/nereye şikayette bulunabileceğinize ilişkin büyük bir belirsizlik vardır.

Bu durum eğitimde de böyledir, başka yerlerde de. Gittikçe daha fazla okul, seçtiğiniz yerel meclis üyelerine karşı çok az sorumluluğa sahip üst düzey yöneticilerin bulunduğu akademi zincirleri tarafından yönetiliyor. Gaz ve elektrik faturaları, eskiden olduğu gibi kamulaştırılan şirketler tarafından değil, özel işletmeler tarafından belirleniyor. Tren ücretleri British Rail'e değil, isimleri birbirine oldukça benzeyen, değişik markalardan birine ödeniyor. 

Ücretler durağansa, fiyatlar yükseliyorsa ve insanlar yoksulluğa sürükleniyorsa bu, hükümet politikalarının başarısızlığından öte bir şeydir - bu, piyasanın doğal güçlerinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Katılım yerine performans

Bugün İngiltere’de siyaset, insanların birlikte nasıl yaşayacağıyla ilgili bir müzakere olmaktan çıktı ve giderek televizyonlarda veya akıllı telefonlarda sergilenen bir performans haline geldi. Siyaset, insanların katılması değil, izlemesi gereken bir gösteri halini aldı. Siyaset gündelik hayatta gerçekleşen bir faaliyet değil, Westminster'da gerçekleşen bir pratiğe dönüştü.

Bugünün İngiltere’sinde siyasetle ilgili bütün mesele, ondan bütünüyle nefret edilmesini, onun rüşvetçi, alaycı, yozlaşmış ve iğrenç bir faaliyet olarak görülmesini sağlamaktır. Siyasi kurumlar, esas olarak piyasaları ve süper zenginleri düzenleme yeteneğine sahip olan mercilerdir. Bu yüzden insanlar siyasi kurumlara ne kadar az güvenirse, piyasalar ve süper zenginler için o kadar iyi olur.

Toplumun siyasi kurumlara güvenmemesini sağlamanın en iyi yolu, bütünüyle güvenilmez insanları terfi ettirmektir. İnsanların siyaset kurumunu yozlaşmış merciler olarak görmesini istiyorsanız, yozlaşmış insanların önünü açın. İnsanların siyaseti bir rüşvet düzeni olarak görmesini istiyorsanız, rüşvetçileri zirveye taşıyın.

İngiltere’de bu özel bir sorundur ve siyasete olan güven özellikle düşüktür. Zira İngiltere’de siyasi sistem bir noktada yönetici sınıf tarafından bozulmadı. Aksine en başta o sınıf tarafından ve o sınıf için öyle tasarlandı. İngiltere görkemli bir tarihi devrime sahip olmadı; yalnızca lordlar ve leydiler, krallar ve kraliçeler ve ayrıca halktan oluşan feodal bir sistemde yüzyıllarca ince ayar yapıldı.

Çarpık sistemin sonu

Önümüzdeki hafta ve aylarda hem İşçi Partisi hem de yeni bir lider altındaki Muhafazakarlar, kendilerini bu sistemin en iyi yöneticileri, bu çarpık siyaset yapısına inancı yeniden inşa edebilecek en nitelikli insanlar olarak sunacaklar.

Ama bu noktada insanların ihtiyacı olan şey, İngiliz devletine inanç değil. Doğası gereği güvenilmez olan bir sisteme yeniden bir güven tesis etmeye çalışmak mantıklı değil. İngiltere’deki insanların büyük çoğunluğunun siyasi sisteme güvenmemelerinin nedeni, sistemdeki yapısal sorunlar. İngilizlerin ihtiyacı olan şey, yönetici sınıfa olan soyut güven üzerine değil, gerçek demokrasi üzerine kurulmuş yeni bir siyasi sistem inşa etmek.

Başbakan Johnson'ın siyasi hedefi, İngiltere’de siyasete kalan güveni yok etmekti. Böylece piyasa, demokrasiden geriye kalanların içini boşaltabilir ve geride sadece bir oyun şovu bırakabilirdi. [Ve öyle oldu!]


Bu yazı, Open Democracy sayfasında 07 Temmuz 2022 tarihinde “Think Johnson has had a bad week? He’s achieved what he wanted” başlığıyla yayınlandı. Kısaltılarak çevirilen metinde editoryal düzenleme yapılmıştır.

ADAM RAMSAY