×
ALMANYA

ANALİZ

Almanya’da Sinema Sektörü ve Siyaset

Almanya toplumunun ve devletinin sinema sektörü üzerinden okunması; siyasetten sosyolojiye, kültürden desentegrasyona pek çok kritik alanda aydınlatıcı fikirler sunacaktır.
DÜŞÜNÜN YEŞİLÇAM bize ne söyler?
Gri sahneler; Erol Taş, Kemal Sunal, Yol Filmi veya Minyeli Abdullah; dünya dizi sektöründe ikincilik.
Bize ne anlatır?
Bu ve benzeri filmler, Türkiye’de toplumun kod adı veya kodlaması değil midir?

***
Başka bir açıdan bakılırsa:
Fatih Akın, Feridun Zaimoğlu, Kaya Yanar vb. Almanya’nın sanat dünyasında parladılar; yeni bir memleketin kültürel kodları sayılan sinema, edebiyat, güldürü branşlarında başarılı oldular. 
Bireylere, karakterlere, topluma sirayet ettiler.
İlham aldılar, ilham verdiler.

***
Bu yazı, başlangıçtan günümüze Alman sinema sektörünün dinamiklerine dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Almanya toplumunun ve devletinin sinema sektörü üzerinden okunması; okuyuculara siyasetten sosyolojiye, kültürden desentegrasyona vb. kritik alanlarda kesinlikle aydınlatıcı fikirler sunacaktır. Bu analiz bu kabiliyetiyle aslında her toplum için gerçekleştirilmelidir, çünkü bu özgün yolla siyasetçiden gazetecilere, öğrencilerden iş insanlarına çok sayıda “özgün çıkarımlar” ortaya çıkarılabilecektir.

Almanya’da sinema sektörünün gelişiminde siyasal, toplumsal, ekonomik ve teknik şu etkenler belirtilmelidir: (1) Siyasal, toplumsal ve travmatik kırılma noktaları, (2) pahalı Hollywood filmlerinin yerli filmlere karşı rekabet üstünlüğü, (3) teknolojik gelişmelere bağlı olarak alternatif medya araçlarının yarattığı rekabet ortamı ve (4) sinema sahipleri, yönetmenler ve film yapımcılarından oluşan grubun başarı düzeyi. Bunlara değinmek gerekirse:

İlk olarak, Almanya milat sayılabilecek birçok siyasal tecrübe yaşamış ve bu deneyimler Alman sinemasını derinden etkilemiştir. Bu kırılma noktaları arasında Bismarck İmparatorluğu’nun (1871-1919) yenik olarak ayrıldığı I. Dünya Savaşı, Weimar Cumhuriyeti’nin (1919-1933) istikrarsız yapısı, II. Dünya Savaşı’na katılarak yıkılan ve “Üçüncü İmparatorluk” olarak da adlandırılan Nazi Diktatörlüğü (1933-1945), işgalin ardından başlayan Soğuk Savaş döneminde Almanya’nın ikiye bölünmesi (Batı Dünyası’na bağ(ım)lı liberal-demokrat Federal Almanya Cumhuriyeti ve Doğu bloğunda yer alan sosyalist Alman Demokratik Cumhuriyeti, 1949-1990) ve Soğuk Savaş sonrası Almanya’nın birleşmesi bulunmaktadır.

İkincisi, çok sayıda üretilen pahalı ve görsel efektli ABD merkezli Hollywood filmleri Alman sinema endüstrisini ülke piyasasında marjinal konuma düşürmüştür.

Üçüncüsü, teknolojik ilerleme sayesinde televizyonun yaygınlaşması (1950’li ve 1960’lı yıllar); çanak antenli ve kablolu özel TV kanallarının ortaya çıkması (1980’li yıllar); 2000’li yıllara değin VHS, VCD, DVD ve Blue Ray gibi video teknolojilerinin yayılması ve internetin küresel düzeyde yarattığı rekabet nedeniyle sinemaya duyulan ihtiyaç zamanla azalmıştır. Sinema endüstrisi, illegal olarak ücretsiz sinema filmi izleme/indirme sitelerine karşı kampanya başlatarak “korsan sinema faaliyetlerini” yasaklatmaya ve toplumu bilinçlendirmeye çalışmıştır. Diğer taraftan, internetin sunmuş olduğu başta bilgisayar oyunları olmak üzere, boş zaman faaliyetlerinin çeşitlenmesi ve DVD’lerin yapımcılara sağladığı kira ve satış gelirinin artması ise sinemayı daha fazla zora sokmuştur.

Son faktör olarak, Alman sinemasının kendini savunmak için geliştirdiği karşı koyma stratejisidir. Örneğin, 1920’li yıllarda çekilen sessiz filmler, sanatsal ve entelektüel değeri yüksek, özgün, dışavurumcu nitelikte olmaları nedeniyle kolaylıkla ihraç edilebilen yapıtlar olarak Alman film endüstrisine saygınlık kazandırmıştır. 1960’lı yıllarda Almanya, İtalya, Fransa ve Yugoslavya ile ortaklaşa gerçekleştirilen çekimler ve ünlü Alman yazar Karl May’ın öykülerinin uyarlandığı sinema filmleri ve Amerikalı oyuncu Lex Barker’ın başrol oynadığı yapıtlar bir çıkış yolu olmuştur. Küresel açıdan ünlü oyuncuların başrolde yer aldığı çok-uluslu sinema projeleri ilerleyen yıllarda da varlığını göstermiştir. 1970’li yıllarda sansür nedeniyle şiddet ve cinsel içerikli sahneleri bulundurmayan Amerikan filmlerine rekabet üstünlüğü sağlamak için bu tarz öğelere daha fazla yer verilmiş ve hatta erotik filmler çekilmiştir. 1980’li yılların ortasından itibaren yerel Alman espri kültürüne hitap eden komediler çekilmiştir. Bunun dışında, sinemacılar Alman devleti ile anlaşarak maddi destek elde etmeye çalışmışlardır. Ayrıca, TV kanallarıyla da iş birliği projelerine katılmışlardır.

Geriye dönüp bakıldığında, Sabine Hake’nın kategorize ettiği üzere, Alman sinemasında yedi dönemin öne çıktığı söylenebilir.

II. Wilhelm Döneminden itibaren yaşanan dünya savaşları, Nazi ve Almanya Sosyalist Birlik Partisi (SED) diktatörlüklerinin sinema sektörüne doğrudan ya da finansman aracılığı ile dolaylı müdahalesi Alman sinemasını etkilemiştir. Hollywood sineması ile rekabet edemeyen ve VCD, DVD ve internet gibi alternatif medya karşısında etkisi azalan Alman sineması çareyi devlet desteğinde, çok-uluslu ortak film projeleri gerçekleştirmekte, romanları sinemaya uyarlamakta ve komedi filmlerinde aramış, yine de ABD menşeili filmlerin başarısına ulaşamamıştır. İdeolojik bir araç olarak görülen sinema sayesinde film sektörüne müdahil olunmuştur. Müdahale şekli liberalizm ve demokrasi ölçüsüne göre farklı şekillerde gerçekleşmiştir.

II. Wilhelm döneminde, savaş filmleri için Resim ve Film Dairesi (BUFA) ve UFA Sinema şirketi gibi kurumlar oluşturularak savaş filmleri çekilmişse de teşvik ve baskı derecesi Hitler döneminde zirve noktasına ulaştı. Nazi döneminde senaryo ve artist seçimi, sipariş etme ve yasaklama gibi tedbirler alındı. Bu önlemler Propaganda Bakanlığı tarafından alınmaktaydı. Halkın dikkatini dağıtmak için eğlence filmlerinden rejimi öven savaş filmlerine kadar Yahudi Soykırımını ve komünist katliamını meşrulaştırmayı hedefleyen propaganda filmleri çekildi.

Nazi dönemindeki Almanya kadar olmasa da sosyalist Doğu Almanya’da da müdahale ve baskı söz konusuydu. İnsanları sosyalist olarak yetiştirmek, Batı Dünyası ve kapitalizme karşı konumlandırmak için anti-faşist filmler ve Kızılderili filmleri çekilecek, uygun görülmeyen eleştirel “tavşan filmler” yasaklanacak, gerektiğinde de halkın dikkatini dağıtmak için bireysel ilişki gibi mikro konuları ele alan filmler çekilecekti. Müdahalenin az ve filmlerin sessiz olduğu Weimar döneminde özgül dışavurumcu sinema, uluslararası kamuoyunda büyük rağbet gördü ve bu dönem Alman sinemasının parlak dönemi olarak kabul edildi. Liberal Batı Almanya’da sansür ve baskı söz konusu olmadı. Burada Alman sinemacılar için piyasa bir kriter oluşturdu ve devlet, finans desteği sağladı.

Apolitik yurt filmleri, müzikli şarkılı eserler, erotik yapıtlar ve uyarlanan romanlar başarı getirirken başarı sağlayamayan sol-eleştirel filmler de dönem dönem devlet tarafından desteklendi. Desteklenen eleştirel filmler gişe başarası elde edemeyince 1982 yılından sonra destek azalmaya başladı. Sinemacılar mecburen piyasaya uygun apolitik komedi filmleri çekmeye başlayacak ve çok uluslu projelere el atacaklardı. Ayrıca Göç gibi siyasal ve toplumsal konulara dikkat çeken gişede başarı yakalayan filmler de çekilecekti.

Alman devletinin müdahalesi kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Hem devlet hem de sivil toplumun bazı kesimleri Alman sinemasının gidişatını etkilemeye çalışmıştır. Müdahale araçları döneme göre farklı oranlarda işlemiştir. I. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Balkanlar ve Afrika’daki nüfuzunu devam ettirmesi ve arttırması için lobi kuruluşları olarak Alman Görsel Medya Kurumu ve Alman Kolonyal Film Kurumu oluşturulmuştur. Ayrıca, genelkurmayın emrinde Resim ve Film Dairesi ve UFA sinema şirketi sermaye yardımıyla kurulmuştur. Nazi diktatörlüğü döneminde doğrudan yegâne aktör olan devlet, Halkı Aydınlatma ve Propaganda İmparatorluk Bakanlığı ve İmparatorluk Kültür Odası’na bağlı İmparatorluk Film Odası’nı oluşturmuştur. Oda başkanlığına, Hitler’in yakın dava arkadaşı Bakan Joseph Goebbels getirilmiştir. Bu kurumlar doğrudan ve en etkili şekilde Alman sinemasına yön vermiştir.

Hitler rejiminin yıkılmasıyla doğuda kurulan sosyalist yönetim, Naziler kadar olmasa da sinemayı yönlendirebilmek için Kültür Bakanlığına bağlı Film Ana İdaresi adlı kurumu oluşturdu. Batı Almanya’nın ve 1990 yılında birleşen Almanya’nın teşvik, kalite derecelendirme ve yaş haddi belirleme gibi yollarla sinemayı kısmen yönlendiren kurumları söz konusu oldu. Bu kurumlar zaman zaman ön plana çıkmış ya da geri planda kalmıştır. Bunlar arasında Wiesbaden Film Değerlendirme Kurumu, Gönüllü Öz Kontrol, Film Destekleme Kurumu ve Alman Film Teşvik Fonu adlı kuruluşlar bulunmaktaydı. Diğer yandan Alman sinemacılar, devlet ile anlaşarak kurdukları Genç Alman Mütevelli Heyeti adlı kuruluşun teşvik yetkisini bir dönemliğine de olsa elde edebilmişlerdi.

Bu bağlamda şirketler ve bireysel girişimler de önem arz etmektedir. Wilhelm döneminde Alman sermaye sahiplerince propaganda amaçlı kurulan UFA film şirketi, zamanla sağcı bir iş adamına geçmiş ve böylelikle Nazi döneminde devlet kontrolü altına alınması kolaylaşmıştır. Yine bu dönemde el konulan diğer şirketler ise kayyuma devredilmiştir. Almanya işgal edildikten sonra kısmen parçalanmıştır. Doğu Almanya’daki sosyalist yönetim UFA’nın doğudaki alt yapısını, devlet şirketi DEFA’nın kuruluşu için kullanmıştır.

*** 
Sonuç olarak, Almanya’da farklı sinema dönemleri hem Alman devletinin hem de toplumun tarihsel bir röntgenini de vermektedir. Böylece devletin değişik dönemlerde hangi politikalar için sinema ile birlikte çalıştığının, neden bazen bazı filmleri yasakladığının izdüşümleri fark edilebilmektedir. Yine “Toplumda hangi dönemlerde hangi konular ‘trend topic’ olmuş ya da bireyler nasıl yönlendirilmiş?” gibi kritik soruların bir fotoğrafı net biçimde çekilebilmektedir.

Anlaşılmaktadır ki, sinema tarihtir, kültürdür, siyasettir, entegrasyondur, protestodur!
Sinema; yönetim propagandası, ekonomi yongası, kimlik oltası ve son tahlilde toplum aynasıdır! 

İSMAİL ERMAĞAN

Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İsmail Ermağan, lisansını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde, yüksek lisansını Hamburg Üniversitesi Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde yaptı. Ermağan doktora derecesini Erfurt Üniversitesinin Max Weber Yüksek Araştırmalar Merkezi’nde aldı. Başlıca çalışma alanları şunlardır: Avrupa Birliği entegrasyonu, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Almanya İlişkileri, Almanya’daki Türkler, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik okumaları, göç ve göç yönetimi. Yurt içinde ve yurt dışında 70 civarında makalesi/kitap bölümü olan yazarın şu kitapları yayımlanmıştır: Almanya Türkleri’nin Uyum ve Ayrılım Eğilimleri; Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Üyeliği: Türk Partilerinin ve Avrupa Parlamentosundaki Partilerin Politikaları; Türkiye’nin Yönü Avrupa Birliği’ne mi: Türkiye’de AB Şüpheciliği; Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerinin AB Üyeliğine İlişkin Davranışları; 21. Yüzyılda Uluslararası İlişkilerde Yeni Trendler: İnsanımız İlk 10 Yolunda mı?; Dünya Siyasetinde Almanya 1-2; Dünya Siyasetinde Latin Amerika 1-2; Dünya Siyasetinde Afrika 1-5; Dünya Siyasetinde Doğu Asya.