×
ALMANYA

ANALİZ

Almanya’da Parti Menüsü, Devlet Yönetimi ve 2021 Seçimlerinin Bir Analizi

Parlamentodaki bu çoklu yapıda hükümet kurma görüşmeleri uzayabilir; 2017’de hükümet kurma çalışmaları altı ay sürmüş olsa da devlet aksamadan işlemişti. Burada sistemik handikaplar çoktan aşılmış durumda.
ALMANYA, DÜNYA tarihinde –Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu döneminden Soğuk Savaş sonrası döneme– “şekillendirici etki” kudretine sahip bir aktör. Bununla birlikte, II. Dünya Savaşı’ndaki tarihi yenilgi sonrasında ikiye bölünen bir başkent, literatürlük bir pozisyona sahip. Doğu Berlin ile birlikte ülkenin doğusu (Doğu Almanya) Sovyetler Birliği sisteminde evrimleşirken; Batı Almanya demokratik Avrupa değerleri ile sürecini ilerletmiş, 3 Ekim 1990 tarihinde birleşik Almanya tezahür etmiştir. Bir tarafta demokratik-kapitalist sistem hüküm sürmüş, diğer tarafta da sosyalist bir anlayış tecrübe edilmiştir. O sebeple, dünya genelinde siyasal sistemler açısından değişik bir geçmişe sahip ülkelerden biri.

Siyaset Biliminin alt dallarından olan siyasi sistemler, devletlerin rejimlerini, sistemik işleyişi ve seçmen davranışlarını araştırır. Almanya’yı karşılaştırmalı bir perspektifle çalışırken üç soru farkındalık üretiyor: 1) Almanya’da seçmen nasıl farklı tepkiler verebiliyor, başarılı addedilen uzun bir iktidarı neden sonlandırabiliyor? 2) Seçimden sonra hükümet kurma süresi uzasa bile devlet nasıl aksamadan işliyor? 3) Alman meclisinde (“Bundestag”) hangi siyasi partiler temsil ediliyor ve parti menüsü devlet yönetiminde nasıl işliyor?

Almanya 26 Eylül 2021 tarihinde son genel seçimlerini yaptı. Yani “Merkelizm” gibi bir ideolojiye evrilen bir boyutta olmasa da toplum ve devlet üzerinde etkisi açık olan Angela Merkel’in başbakanlığını nihayete erdiren son seçimlerini. 

Bu seçimler sadece 16 yıllık bir “Muti’”ye (anneye) değil, onun temsil ettiği iktidara da vedayı getirdi. Merkel, aylar önce seçimlere aday olmayacağını duyurdu. Ülkede artık bir gelenek olan TV düellolarında CDU lideri Armin Laschet ile SPD lideri Olaf Scholz kozlarını paylaştılar. Merkel de sahadan desteğini çekmedi fakat sonuç; Almanya için yeniden bir başlangıç sinyali oldu.

Zamanın ruhu (“Zeitgeist”) kavramının çıktığı ülke Almanya. Belki de biraz da buna uygun biçimde, ideolojiler yok olmuyorlar, geri çekiliyorlar belli dönemlerde. 1949’dan bu yana iktidarın en uzun erimli aktörü Hıristiyan Demokratlar tarihlerinin en ağır yenilgilerini aldılar bu seçimlerde. Her üç seçmenden birini alan bir karneye sahip olan Muhafazakârlar, bu seçimde her dört seçmenden birinin reyine bile ulaşamadı. Bu onlar için hiç beklenilmeyen, fena bir sonuçtu ki, CDU liderliğini ele geçirdiğinde çok umutlu olan Laschet, seçimden sonra gelen hezimet sonrası parti liderliğini bırakma kararı aldı! II. Dünya Savaşı sonrası yapılan hiçbir seçimde CDU/CSU'nun oy oranı yüzde 30'un altına inmemişti. Sosyal Demokratlar ve Yeşiller Almanya’da tekrardan ilerledi, toplamda yüzde 40’ı geçti.

Yaklaşık oranlarla ifade etmek gerekirse, 61 milyon kayıtlı seçmenden 47 milyon seçmen seçime katıldı; yüzde 76.5 katılım oranı özellikle pandemi döneminde hiç de kötü bir orana işaret etmiyor. 



***
Yukarıda dile getirilen soruların yanıtına üçüncüsünden başlayalım:
 
Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinden sonra Federal Meclis’te beş partili ve istikrarlı olarak nitelenebilecek bir sistem oluşmuştu: Hıristiyan Demokratlar (CDU – CSU, Birlik Partileri, merkez sağ), Sosyal Demokratlar (SPD, merkez sol), Liberaller (FDP), Sosyalistler/Sol Parti (Marksist-Sosyalist) ve Yeşiller/İttifak 90 (yeni sol/özgürlükçü sol, çevreci). 

Bu partilerden CDU/CSU ile SPD hükümet kurma, diğerleri de hükümet ortağı olma potansiyeline sahipler. CDU/CSU, SPD ve FDP, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kuruluşundan (1949) itibaren parlamentoda temsil bulmakta. 

Hem Hıristiyan Demokratlar hem de Sosyal Demokratlar sosyal devlet ilkesini benimsiyor. CDU/CSU daha çok serbest çalışanlar, girişimciler ve iş çevreleri ile ortak hareket ederken, SPD sendikalar gibi sosyal demokrat yapılarla politize olmuş durumda. 

FDP, serbest piyasa ekonomisi ilkesine daha fazla ağırlık verilmesini ve liberal demokratik kıstaslardan ödün verilmemesi gerektiğini vurgulayan bir siyaset izler. 

Yeşiller, Federal Meclis’e ilk olarak 1984’te girdi. Birleşmeden sonra Doğu Almanya’daki Birlik 90 hareketi ile bir araya geldi. İnsan haklarından çok kültürlülüğe, hukuktan ekonomik yatırımlara “yeşil” talepleri gündeme taşımakta. Türkiye’de böyle bir parti var mıdır? Olsa, oy oranı sizce ne olurdu?

Doğu Almanya’da “devlet partisi” konumunda olan Sosyalist Birlik Partisi (SED) 1990 yılında Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) olarak isim değiştirdi, 2005 yılında Die Linkspartei.PDS (Sol Partisi.PDS) adını aldı. 2007 yılında da WASG ile birlikte Die Linke (Sol Parti) adında yeni bir parti oluşturdu. Sol Parti, gerçekten ilginç bir parti. 2021 seçimlerinde yaklaşık olarak yarı yarıya (yüzde 10’dan 5’e) oyu azalsa da NATO’yu kabul etmeyen, AB’yi totaliter bulan, Almanya’da sistemin Marksist-Sosyalist doktrinlerle revizyonunu ciddi şekilde talep eden bir parti. Bu parti örneğin Türkiye’de bu oranda temsil edilseydi nasıl olurdu? Sistem ve ABD, durumu nasıl karşılardı?  

2013 yılında ise aşırı sağ, neo-milliyetçi olarak tanımlanan Almanya İçin Alternatif Parti (AfD) sahne aldı Almanya siyasetinde. Son seçimlerde popülizm cakalarına rağmen beklenenin aksine oyları kayda değer oranda (yüzde 20’yi geçkin biçimde yani yüzde 13’ten yüzde 10’lara) düştü.

Özetle; yakın döneme kadar Almanya siyasetinin ve devlet yönetiminin “ideolojik menüsü” 5’li yapı sunarken 2013’ten sonra 6’lıya döndü. 

Bu parti menüsünden Almanya’da devlet yönetimini şekillendiren partiler CDU/CSU ile SPD. Sanki belli zaman aralıklarında sırayla iktidara gelen bu iki parti, tek başlarına yetmediklerinde koalisyonlar devreye giriyor. 

1998’daki hariç, Almanya’da II. Dünya Savaşı sonrası tüm seçimler koalisyon hükümetlerine yol açtı; tipik olarak bir parti bir başkasıyla değiştirilirken, eski parti bir sonraki iktidar koalisyonunda görev yapıyor.

Örneğin Merkel 2005, 2013 ve 2017 yıllarında Sosyal Demokratlar ile (yani CDU/CSU ve SPD arasında) “Büyük koalisyonu”, 2009’da ise Liberaller ile “Siyah-Sarı koalisyonu” (CDU/CSU ve FDP arasında) kurmuştur. 

Vurgulamak gerekir ki, “Söz konusu vatansa gerisi teferruat” diyebilen CDU ve SPD, gerektiğinde büyük koalisyonlar oluşturarak devlet yönetimini boşa çıkarmıyor. Koalisyonlarda kimi politik benzerlikten dolayı CDU daha ziyade FDP’yi, SPD de Yeşiller’i tercih ediyor.

Bu sefer bakalım SPD, oy oranlarına bağlı olarak Yeşiller ve FDP ile nasıl bir sonuç alacak veya alabilecek mi?

***
İkinci soru bağlamında en çok altı çizilmesi gereken nokta, Almanya’da oturan devlet yapısıdır.

İtalya’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Avusturya’ya birçok Avrupa ülkesinde oylar bölük, seçmenler pörçük bir görüntü veriyor. 

Son Almanya seçimi de benzer bir tablo sundu. 

Bu çoklu yapıda hükümet kurma görüşmeleri uzayabilir; 2017’de hükümet kurma çalışmaları altı ay sürmüş olsa da devlet aksamadan işlemişti. Burada sistemik handikaplar çoktan aşılmış durumda. 

Bu, devlet yönetimi adına ülkenin stratejik bir başarısı!

16 eyaletin ve Berlin’deki Federal Meclis’in görev tanımları ve icraat alanları belli. İç işleyişte hukukun üstünlüğü, kurumların yerleşmişliği-bağımsızlığı-koordinasyonu ve devlet-hükümet ayrımlarında siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin içselleştirdikleri görev bilinci öne çıkıyor.

Devlet burada ortak aidiyet olarak görülüyor, devlet hem riskleri minimize etmesi gereken hem de korunması gereken bir yapı. 

Örneğin vergisini devletten kaçıranın yaptırımı büyük oluyor. 

Siyaset alanında –sendikalardan STK’lara, iş dünyasından aile derneklerine – iç içe geçmiş, örgütlü temsiliyet bağlarının güçlü olması, merkezi otoriteyi özgün kılıyor.

Yetişmiş beşeri sermaye ve toplumsal etik de böyle bir devlet organizasyonunda payını alıyor. 

Bütün bu olumlamaya karşın hükümet kurma sürelerinin uzaması ve çoklu koalisyonlara evriliş, Almanya için de pek hayırlı görünmüyor.

2021 seçimlerinden sonra, örneğin Almanya Dış Ticaret Birliği (BGA), Alman Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Birliği (BVMW) ve Aile İşletmeleri Birliği, ülkede yapılan genel seçimler sonrası hükümetin hızlıca kurulması için çağrı yaptı. BGA Başkanı Anton Börner "Şimdi seçilmişlerin bir uzlaşı bularak, gecikmiş kararların üstesinden kararlılıkla gelen bir ittifak kurmaları gerekiyor." ifadesini kullandı. Almanya'da kurumsal vergi reformuna, bürokrasinin azaltılmasına ve daha fazla dijitalleşmeye ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Börner, "Serbest piyasaya, küresel serbest ticarete ve AB’nin güçlendirilmesine kararlı şekilde bağlı bir federal hükümete ihtiyacımız var." değerlendirmesinde bulundu.

***
2021: Olaf Scholz’ün Zaferi

Birinci sorunun irdelenmesini sona sakladık:

Konrad Adenauer, Willy Brandt, Helmut Kohl, Gerhard Schröder veya Angela Merkel gibi Almanya siyasetinde kült olmuş liderlerden sonra seçmen farklı davranarak başka partilere yönelebilmiştir. Örneğin “Merkel genel olarak başarılı bulunmasına rağmen, neden CDU iktidarı kaybetti?” sorusu, Alman seçmeninin bir anatomisini veriyor.

Adayların siyasetlerinin ve tarzlarının, yani vaatlerinin ve beden dillerinin mantık süzgecinden geçirilişi, karizma gibi faktörler Alman seçmenin öncelikleri. Partinin kendisi veya Merkel, bir sonraki döneme hükmedemiyor; seçmen “Her koyun kendi bacağından asılır” deyip, ülkesi için iyi olanı, seçilecek olan aday üzerinden değerlendirme eğilimine giriyor.

Peki başbakan adayı olan liderler bu seçimde nasıl bir rol oynadılar? Özetle, aslında çalışkanlığıyla bilinen Laschet’in, Almanya’nın sellerle boğuştuğu bir dönemde gerçekleştirilen devlet anmasında arka saflarda güldüğü kareler ciddiyetten uzak bulundu. Rakibi Scholz ise “SPD'den daha çok beğenilen başbakan adayı” olarak ve (biraz da Merkel’den rol edinerek) üretken, ağır bir devlet adamı portresi yansıttı. Almanlar son tahlilde yarışı böyle gördüler.

Ben Scholz’ün ve Meclis Başkanlığına adı geçen SPD’li Aydan Özoğuz’un yükselişine yakından tanık olanlardanım. Her ikisi de Hamburg’da konferanslarını yaparken, seçim turlarına çıktıklarında sanırım bu noktaya geleceklerini kendileri de bilmiyorlardı; çok değil son 15 sene içinde oldu bunlar! Scholz, sakin, karizmatik, çözüm bulucu, tebessüm eden ve vakur tavırları ile o zamandan “seçmenin” ilgisini çekmişti; akabinde Berlin’e geçen adam şimdi (koalisyonu kurabilirse) başbakan!

SPD sosyal politikalara ağırlık veriyor. Seçim düellolarında ekonomiden sağlığa, yeni problemlerin çözümlerinden zor dış politika konularına dayanışmacı, ikna eden ve pragmatik fikirler sunabildi Scholz. Dahası, çok kültürlü ve yenilikçi devlet katmanlarında (artık yüzde 22,5 gibi yüksek bir oranda Alman toplumunu oluşturan) göçmen kökenlilere daha fazla motivasyon üretebildi. Merkel sonrası seçmen Almanya’da istikrarın devamından yana. Scholz’ün seçim kampanyasının önemli bir stratejisi, uyguladığı “Merkel'in devamı” algısıydı. Bu algının oluşması için bir derginin kapağında Merkel'in el hareketinin aynısını yaparak bile poz verdi. 

SPD eş genel başkanları Saskia Esken ile Norbert Walter Borjans’ın o zamanlar Merkel hükümetinde Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Scholz'u daha Ağustos 2020'de SPD’nin başbakan adayı olarak göstermelerine karşın; diğer tarafta başbakan adayı Laschet CDU parti kurullarında kayda değer kesimler tarafından “yetersiz” görülmüştü. Ayrıca Laschet içini dolduramadığı ve seçmene aktaramadığı dile getirilen seçim vaatleri (örneğin "gelecekteki koalisyon" veya "on yıllık modernleşme") ile merak uyandıramadı. Bununla birlikte, uzmanlar, corona sürecinde alınan sıkı tedbirlerin ve devlet yönetimi paylaşımında iç güvenlik alanının koalisyon hükümetinde daha çok CDU’ya bağlanmasının yenilgide pay sahibi olduğu kanaatinde. 

***
Sonuç; hangi iktidar, ne tür bir Almanya?

“Seçimleri neden SPD kazandı veya Birlik Partileri neden kaybetti?” soruları elbette daha büyük bir analizi gerektiriyor. 

Son tahlilde, seçmen Merkel sonrası can alıcı sorunlara çözüm bekliyor, çünkü corona Almanya’yı da ekonomi başta olmak üzere ciddi bir şekilde etkilemeye devam ediyor.

Yeşiller Partisi'nin eş başkanı ve başbakan adayı Annalena Baerbock, Almanya'nın yeni bir başlangıca ve 'iklim hükümetine' ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor.

Bakalım Almanya nasıl bir koalisyona yelken açacak?

İSMAİL ERMAĞAN

Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İsmail Ermağan, lisansını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde, yüksek lisansını Hamburg Üniversitesi Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde yaptı. Ermağan doktora derecesini Erfurt Üniversitesinin Max Weber Yüksek Araştırmalar Merkezi’nde aldı. Başlıca çalışma alanları şunlardır: Avrupa Birliği entegrasyonu, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Almanya İlişkileri, Almanya’daki Türkler, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik okumaları, göç ve göç yönetimi. Yurt içinde ve yurt dışında 70 civarında makalesi/kitap bölümü olan yazarın şu kitapları yayımlanmıştır: Almanya Türkleri’nin Uyum ve Ayrılım Eğilimleri; Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Üyeliği: Türk Partilerinin ve Avrupa Parlamentosundaki Partilerin Politikaları; Türkiye’nin Yönü Avrupa Birliği’ne mi: Türkiye’de AB Şüpheciliği; Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerinin AB Üyeliğine İlişkin Davranışları; 21. Yüzyılda Uluslararası İlişkilerde Yeni Trendler: İnsanımız İlk 10 Yolunda mı?; Dünya Siyasetinde Almanya 1-2; Dünya Siyasetinde Latin Amerika 1-2; Dünya Siyasetinde Afrika 1-5; Dünya Siyasetinde Doğu Asya.