×
ALMANYA

ANALİZ

Merkel’den Sonra: Birlik Partileri’nde Başbakanlık Yarışı

Her hâlükârda kritik olan nokta, bu sürecin hem Almanya içinde Birlik Partileri ve diğer partiler tarafından hem de dışarıda AB üyesi ülkeler ve küresel konjonktür tarafından yakından takip edilecek olmasıdır.
1982-1998 YILLARI arasında Almanya’nın politikalarına yön veren siyasi figürü, 1998 seçimlerinde alt eden lider, sekiz sene sonra Hamburg’ta, bu kez 2005 seçim sonuçlarını değerlendiren, aslında yenilgisine itiraz eden konuşması için sahnedeydi. Her zamanki gibi beyaz gömleği ve kırmızı kravatı ile Hamburg Fuar ve Kongre Merkezi’nde yaklaşık beş bin kişi onu heyecanla takip ediyordu. Yüksek Lisans için bu kentte yaşamam hasebiyle, aralarında benim de bulunduğum çok sayıda Türk ve diğer göçmen gruplar da “gözlem ve destek” için oradaydı. “Soğuk” olarak tanınan Almanları hitabetiyle ve aksiyonlarıyla coşturan bu siyasetçi Gerhard Schröder idi. 

O günlerden bu günlere! Almanyalı Türkler ve Türkiye, yeni bir “Türk dostu” olarak tanınan siyasetçiye mi kavuşuyor? 

Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) 16 Ocak 2021 tarihinde dijital olarak gerçekleştirilen kongresinde genel başkanlık seçimini Armin Laschet kazandı. Toplamda 1001 delegeden 992’sinin oy kullandığı oylamada, Laschet 521 oy topladı. Rakibi Friedrich Merz ise 466 delegeden onay aldı. Öngörülmeyen biçimde 14 ay önce Angela Merkel’in yerine genel başkan seçilen ve “Merkel’in Veliaht Prensesi” olarak görülen Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer, Şubat 2020’de CDU parti liderliğinden istifa ederek, parti içinde büyük bir rekabet ateşinin fitilini yakmıştı. İstifanın nedeni; Thüringen eyaletinde, ilkesel karşıtlığa rağmen, CDU’nun aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin desteğiyle hükümet kurma girişiminde bulunması ve bu süreçte Başkan Kramp-Karrenbauer’nın eyaletteki parti mensuplarına hükmedememesiydi. O günden bugüne bir yıl sonra yapılan genel başkanlık seçimini Laschet kazandı. Artık Almanya siyaseti için ufuktaki yeni gündem, Eylül 2021’de ülke genelinde yapılacak genel seçimler. Bu karışık düzlemde, parti genel başkanlığına 55 oy farkla seçilen Laschet’in Almanya’da Başbakan adayı olarak gösterilip gösterilmeyeceğine önümüzdeki aylarda tanıklık edeceğiz. 

CDU içindeki başbakanlık yarışı kadar kardeş parti Hıristiyan Sosyal Birliği’nin (CSU) vereceği refleks de kayda değer. Çünkü CSU’nun Bavyera Başbakanı Markus Söder de Başbakanlık için aday olabilir.

Almanya’da bu yılın sonbaharına kadar Merkel görevine devam ediyor; 16 yıllık iktidar başarısının ardından siyasi hayatına nokta koyacak olan Şansölye sonrası ülkede hem iç politika hem de dış politika yapım süreci (“policy making process”) merak ediliyor. Avrupalı Türkler arasında en çok sevilen siyasetçilerin başında gelmeyi başaran Merkel’den sonra hem parti içi liderlik mücadeleleri hem de ülkenin hangi çizgide bir dış politika izleyeceği, son günlerin en çok tartışılan konularının başında geliyor.

CDU’da Olası Başbakan Adayları

CDU’nun 16 Ocak’ta yapılan 33. Parti Genel Başkanlığı seçimi Armin Laschet, Norbert Röttgen ve Friedrich Merz arasında geçmişti. Bu üç aday arasındaki yarışta ipi Laschet göğüslemişti. İlginç olan şu ki, üç aday arasında yeni bir yarış kulvarı daha var. Üç aday şimdi Birlik Partileri içerisinde bir kez daha ama bu sefer genel seçimlerde başbakan adaylığı için rekabet edecek. Peki bu siyasetçiler kimdir; temelde yurt içi ve Türkiye dahil yurt dışı hangi politikalar ile Almanya’yı nereye getirebilirler?

Armin Laschet

Partisinde “ortanın adayı” konumunda olan ve CDU’yu merkez sağda konumlandıran 59 yaşındaki Laschet, Merkel’in izlediği çizginin hem ülke halkında hem de AB coğrafyasında reel bir karşılığı olduğuna inanan bir siyasetçi. dünya-Avrupa-Almanya hatlarında mantıklı, değer odaklı ve kalkınmayı hedefleyen politikaların devamını vurguluyor. Avrupa’nın demografi, demokrasi, kalkınma, sağlık gibi sorunlarından ortak dayanışma ve akılla çıkılabileceğini düşünen Laschet başbakanlığa aday gösterilir ve seçilirse, Almanya’nın güncel olan temel politikalarında bir değişiklik beklenmemeli. Pragmatist olarak da değerlendirilebilecek kimi liberal fikirlerinden dolayı sağcı kesimlerin eleştirine hedef olan Laschet gibi bir politikacı, ılımlı yaklaşımları ile kimi başka parti seçmenlerinde sempati de üretebilir. Dengeli ve hakkaniyetli bir göç politikası öneren, görev bölgesinde uyum bakanlığı da yapmış olan Laschet, 2015 yılındaki Suriye odaklı mülteci krizi sonrasında Şansölye Merkel'in ‘açık kapı’ politikasına destek vermişti. 

CDU içindeki güçlü rakibi Friedrich Merz'e yönelik söylediği “Kutuplaştırmak kolay, ama önemli olan bütünleştirici olmak. Hoşlanmadığımız insanlarla da görüşmeliyiz. Merkezdeki bir parti için belirleyici olan devamlı uzlaşma aramaktır" cümleleri puan almıştı. Son yıllarda bütün Avrupa gibi Almanya’da da yükselen aşırı sağ tehlikesine karşı demokrasiye sahip çıkmanın bir gereklilik ve ödev olduğunun altını çizen Laschet, Kassel Valisi Walter Lübcke’nin aşırı sağ figürlerce öldürülmesine şu yaklaşımı dikkat çekiciydi: “Biz ülkemizin aşırı sağ teröristler ve onların zihinsel kundakçıları tarafından parçalanmasına izin vermeyeceğiz.” 

Bazı Alman siyasetçiler ve medya temsilcileri tarafından "Türklerin Armin'i" olarak nitelenen Laschet, Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili sürecin ahde vefa prensibi ile ilerletilmesini salık vermekte ve karşılıklı ödevleri hatırlatmakta. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye hükümeti ile Almanya arasında yaşanan ağır siyasi gerilim ve krizler sırasında “şantaj ve tehditlere boyun eğilmemesi” gerektiğini savunmakla birlikte, NATO üyesi ve AB'nin komşusu olduğuna vurgu yaptığı Türkiye'nin ülke olarak Almanya için önem taşıdığına dikkat çekerek, iki ülke arasındaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen diyalogun muhafaza edilmesini, sorunların bu yolla çözümlenmesi gerektiğini savunmuştu (Deutsche Welle, 16.01.2021). Diğer yandan, uyum konusunda Alman tarafı kadar Türk tarafının da hak ve sorumluluklarını hatırlatan siyasetçi, DİTİB'in "siyaset yapmamasını, yeniden ilahiyat ve manevi destek-danışmanlık hizmetlerine yoğunlaşmasını” ediyor.

Friedrich Merz

CDU içinde Merkel’in de ezeli rakibi olarak bilinen ve 2018’deki parti genel başkanlık seçimini az bir farkla kaybeden Merz, partideki özellikle muhafazakâr ve sağcı kanadın lider adayı olarak öne çıkıyor. Özellikle göç-uyum politikalarında ve söylemlerinde Merkel’in partiyi sola yakınlaştırdığını iddia ederek, CDU’yu yeniden “geleneksel” çizgisine taşıyacağını dile getirmesiyle dikkat çekiyor.

65 yaşında, avukat ve varlıklı siyasetçi, Türkiye ile ilişkilerde Erdoğan’ın, zaten Türkiye’nin AB üyeliği diye bir hedefinin olmadığını belirtmiş, fakat olası üyeliği de desteklememişti. Merz’in önerisi ise tam üye olmadan AB iç pazarına katılım imkânı sağlayacak, genişletilmiş bir Avrupa ekonomik bölgesi. Göçmenler konusunda da Türkiye’nin “Sınırları açarız” tehditlerine boyun eğilmemesi gerektiğini fakat sığınmacılara ev sahipliği yapan Türkiye’nin daha fazla mali desteklerle yükünü azaltmanın Avrupa’nın yararına olduğunu vurguluyor.

Norbert Röttgen

CDU’nun dış politika uzmanı olan 55 yaşındaki siyasetçi aynı zamanda Federal Meclis’in Dışişleri Komisyonu’nun başkanlığını yürütüyor. Merkel’in özen gösterdiği modernleşme politikalarının takibinin önemini vurguladığından dolayı, parti içinde modern merkezin yenilikçi lider adayı olarak değerlendirilmekte. Röttgen, Almanya’nın Avrupa’da lider yerini bilerek ona göre politikalar üretmesi gerektiğini düşünenlerden. Küresel hedeflerde ise ABD ile daha yakın ilişkiler geliştirip, Rusya’ya karşı daha ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenmesinin faydalı olacağı kanısında. 

Türkiye ile ilişkilerde Türkiye’nin yerinin hem Almanya hem de Avrupa tarafından değersizleştirilmemesi gerektiğini salık veren Röttgen, Orta Doğu ve Mağrip bölgelerinde Türkiye’nin stratejik önemini ve AB’ye olası katkılarını değerli görüyor. Dolayısıyla Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin kesilmesini doğru bulmayan bir siyasetçi. Röttger aynı zamanda Türkiye’de hukuk devleti ve demokratik kıstasların mevcut iktidar tarafından geriletildiğini savunuyor.

Jens Spahn 

CDU’nun muhafazakâr gelenek ve demokrasi ile imtihanı olarak değerlendirilen isim, aşikâr ki, parti içerisinde çalışkanlığıyla yükselen ve muhafazakâr burjuva değerlerinin savunucusu olan, 41 yaşındaki Spahn’dır. Çünkü bu siyasetçinin 2017 yılında bir erkekle evlenmesi, "CDU, eşcinsel bir başbakan çıkaracak kadar modern mi?" eleştirilerini beraberinde getiriyor. Federal Sağlık Bakanı Spahn, son tahlilde CDU’nun ulusal-muhafazakâr geleneğini temsil ediyor.

CSU’lu Markus Söder

Tüm bu CDU’lu isimlerden sonra başbakan adaylığı sürecinde elbette CSU’nun görüşleri de dikkate alınacak. Çünkü bu siyasi denklemin diğer tarafında CSU var. CSU’lu siyasetçi Söder, başbakanlık için isteğini deklare etmiş olsa da bu noktada iki faktör öne çıkıyor: CDU içindeki güç rekabeti ve çoğunluğun eğilimi. Birlik Partileri’nin tarihsel hafızasında deneyimlerle oluşmuş bir uygulama olarak bilinmektedir ki, bu partilerin büyük ortağı CDU içinde ancak çoğunluk kanaati oluşursa, CSU’lu bir isim kendini başbakan adayı olarak görebilir.

Sonuç 

Son tahlilde delegelerin tercihleri, parti içi koalisyonlar, yapılan pazarlıklar, güç paylaşımları, iş dünyası gibi ülkenin etkin kesimleri arasından edinilen destekler, izlenecek politikalar, kişisel karizma ve en önemlisi partiye iktidar umudu olma gibi faktörlerle örülü bu karmaşık süreçte, CDU ve ortağı CSU tarafından henüz net bir isim deklare edilmiş değil. Her parti ve seçmenleri, iktidarlarının güçlenerek devamını dilemekte. Şimdiden, parti başkanlığına “Türk ve göçmen dostu” Laschet seçilse de bu, onun için başbakanlığı garanti etmiyor. Her hâlükârda kritik olan nokta, bu sürecin hem Almanya içinde Birlik Partileri ve diğer partiler tarafından hem de dışarıda – bu ülkenin bölgesel ve küresel güç koordinatları hatırlandığında – AB üyesi ülkeler ve küresel konjonktür tarafından yakından takip edilecek olmasıdır.

İSMAİL ERMAĞAN

Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İsmail Ermağan, lisansını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde, yüksek lisansını Hamburg Üniversitesi Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde yaptı. Ermağan doktora derecesini Erfurt Üniversitesinin Max Weber Yüksek Araştırmalar Merkezi’nde aldı. Başlıca çalışma alanları şunlardır: Avrupa Birliği entegrasyonu, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Almanya İlişkileri, Almanya’daki Türkler, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik okumaları, göç ve göç yönetimi. Yurt içinde ve yurt dışında 70 civarında makalesi/kitap bölümü olan yazarın şu kitapları yayımlanmıştır: Almanya Türkleri’nin Uyum ve Ayrılım Eğilimleri; Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Üyeliği: Türk Partilerinin ve Avrupa Parlamentosundaki Partilerin Politikaları; Türkiye’nin Yönü Avrupa Birliği’ne mi: Türkiye’de AB Şüpheciliği; Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütlerinin AB Üyeliğine İlişkin Davranışları; 21. Yüzyılda Uluslararası İlişkilerde Yeni Trendler: İnsanımız İlk 10 Yolunda mı?; Dünya Siyasetinde Almanya 1-2; Dünya Siyasetinde Latin Amerika 1-2; Dünya Siyasetinde Afrika 1-5; Dünya Siyasetinde Doğu Asya.